Kadir Has Üniversitesi Türkiye Toplumunun Enerji Tercihleri Araştırması 2017 Sonuçlarına dair

Articles - Academic

  /   292   /   23 March 2018, Friday

 Print
Cigdem Yorgancioglu -Kadir Has Üniversitesi Türkiye Toplumunun Enerji Tercihleri Araştırması 2017 Sonuçlarına dair Çiğdem Yorgancıoğlu 23 Mart 2018 03:08 AM TSİ İstanbul

  

Kadir Has Üniversitesi Türkiye Toplumunun Enerji Tercihleri Araştırması 2017 Sonuçlarına dair

Çiğdem Yorgancıoğlu  23 Mart 2018  03:08 AM   TSİ İstanbul

Image result for cesd 2017 kadir has

 

CESD 2015 yılında Kadir Has Üniversitesi bünyesinde, farklı bilim alanlarındaki uzmanların yerel, bölgesel ve küresel çapta enerji konusunda disiplinlerarası eğitim ve araştırma faaliyetlerini yürütmek ve ortaya çıkacak bilgi ve değerlendirmeleri kamuoyuyla paylaşarak toplumun sürdürülebilir gelişimine katkıda bulunmak gayesiyle kuruldu. Merkez geçen sene 12-27 Kasım 2016 tarihleri arasında gerçekleştirdiği “Türkiye Toplumunun Enerji Tercihleri Anketi”ni, bu sene 12-29 Aralık 2017 tarihleri arasında Türkiye nüfusunun genel temsiliyetine sahip 16 kent merkezinde ikamet eden, 18 yaş ve üzeri bin 235 kişi ile yüz yüze görüşülmek suretiyle tekrarladı. Enerji kamuoyu araştırması Türkiye’nin enerji tüketimi ve politikalarına ilişkin güncel verileri ortaya koyduğu gibi her yıl tekrarlanması hasebiyle geçen süreler zarfında görüşlerin nasıl şekillendiği hakkında da bilgi sağlamaktadır.

 

Bu makalenin konusu 20 Mart 2018 Salı günü Cibali Kampüsü’nde düzenlenen bir basın toplantısıyla paylaşılan  yukarıda bahsi geçen Kadir Has Üniversitesi Enerji ve Sürdürülebilir Kalkınma Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (CESD) gerçekleştirdiği “Türkiye Toplumunun Enerji Tercihleri Araştırması”nın neticeleri,  Temel sorun olarak devam etmekte olan enerji bağımlılığı ve pahalılığında  sıralamadaki  farklılaşma dahil etkenleri , Enerji politikalarının seçmenin oy verme eğilimlerin etkisizliği, mevcut enerji projelerinin algısı  vb  mevzular olacaktır  ve adı geçen konularla gelecekte hazırlanacak makalelerde de referans olma niteliği taşımaktadır. .

(CESD) gerçekleştirdiği “Türkiye Toplumunun Enerji Tercihleri Araştırması”ndaki bulgulara göre ‘Türkiye enerji sisteminin en önemli meselesi nedir?’ sorusuna 2016’da ankete katılanların yüzde 38,6’sı ‘ithal enerjiye bağımlılık’ yanıtını verirken 2017’de bu oran yüzde 21,8’lik bir kayıpla yüzde 16,8 olarak gerçekleştiği görülmektedir. 2016’da  yüzde 30,8 oranla ikinci sırada yer alan ‘pahalılık’ ise 2017’de yüzde 11’lik artışla yüzde 41,8’e yükselerek birinci sıraya yerleştiği gözlenmektedir. İlaveten 2016’da sadece yüzde 2,8 oranıyla alt sıralarda bulunan çevre sorunları 2017 raporuna göre   yüzde 13,6 oranında artarak yüzde 16,4 oranıyla üçüncü sıraya yerleşti. Sorun sıralamasında pahalılığın ilk sıraya yükselmesine rağmen, fiyatları makul bulanların oranı arttığının kaydedilmesi raporun önemli çıktılarından bir bakasıdır. Önceki  yıl, katılımcıların elektrik fiyatlarını nasıl bulduğu sorgulandığında yüzde 85,8 ‘yüksek ve çok yüksek’ cevapları verilirken, yüzde 12,6 elektrik fiyatlarını normal bulduğunu belirtiyordu. Halbuki 2017 sonuclarına göre  yüksek bulanların oranı yüzde 79,8, normal bulanların oranı ise yüzde 19 oldu. Aynı şekilde doğalgaz fiyatları hakkında yöneltilen soruya verilen cevaplar 2016’da  yüzde 64,6 ‘yüksek ve çok yüksek’, yüzde 13,7 ‘normal’ şeklinde iken, 2017’de  bu oranlar sırasıyla yüzde 56,5 ve yüzde 19,4 olarak gerçekleşti. Enerjinin ucuz olmasının çok önemli olduğunu düşünenler de yüzde 41,6’dan yüzde 39’a gerilemiş vaziyette.

 

Türkiye’nin en önemli sorunlarında ise ekonomi ön plana çıkarken, demokrasi de sıralamaya girdi. 2016’da  ankette Türkiye’nin en önemli üç sorunu olarak, eğitim (yüzde 27), iç güvenlik (yüzde 21,9) ve ekonomi (yüzde 15,7) görülürken, 2017’de  sıralama ekonomi (yüzde 21,9), eğitim (yüzde 19) ve demokrasi (yüzde 11,9) olarak değişmiş gözükmektedir.

 

 

Siyasete yönelik Sonuçlar - Seçmenin oy verme eğilimi ve Enerji politikaları  İlintisi

 

Anketin siyasete yönelik en önemli çıktılarından biri ise, enerjide en büyük sorun pahalılık diyenlerin oranlarının başta AK Parti seçmenleri olmak üzere tüm parti seçmenlerinde artmış olması. Pahalılığı enerji sistemindeki en önemli sorun olarak görenlerdeki artışlar, son seçimlerde AK Parti’ye oy veren seçmenlerde yüzde 12,8 olarak gerçekleşirken, CHP seçmenlerinde yüzde 5,9; MHP seçmenlerinde yüzde 9, HDP seçmenlerinde ise yüzde 2,6 oldu. Geçen yıl CHP ve HDP ilk sıralarda yer alırken, bu yıl AK Parti seçmenlerinin yüzde 41,9 ile pahalılığı en önemli sorun gören en büyük seçmen grubu olduğu görülmektedir. Ayrıca,‘Oy verirken partinizin enerji politikalarını dikkate alır mısınız?’ sorusuna verilen olumlu yanıtlarda da ciddi artışlar gözlendi. ‘Dikkate almam’ diyenlerin oranı yüzde 11,2’lik kayba uğrarken, ‘Biraz dikkate alırım’ diyenlerin oranı yüzde 12,9; ‘Çok dikkate alırım’ diyenlerinki ise yüzde 1,4 arttığı gözlenmekte. Ankete katılanların hükümetin enerji politikalarında en başarılı buldukları alanlarda da değişiklikler kaydedilmiş vaziyette. 2016’daki sıralama ‘petrol ve doğalgaz boru hatları’, ‘doğalgaz temini’ ve ‘elektrik üretimi-iletimi-dağıtımı’ şeklinde olurken; ‘enerji fiyatları’ açık ara başarısız bulunanların başında yer almaktaydı. 2017’de  ise,‘doğalgaz temini’ yüzde 8,1’lik kayba rağmen ilk sıraya yükseldi, ‘petrol ve doğalgaz boru hatları’ yüzde 12,3 azalarak ikinci sıraya düştü. Üçüncü sıradaki ‘elektrik üretimi-iletimi-dağıtımı’ da aynı sırada yer aldığı görülmekte.Hükümetin enerji politikalarında başarısız bulunanların başında gelen ‘enerji fiyatları’ yüzde 9,5’luk artışla bu yıl da yerini korurken, 2016’da  seçenekler arasında bulunmayan ‘enerjide özelleştirme’ ise yüzde 49 başarısız ile ikinci sıraya yerleşti. Yüzde 30,8 ile üçüncü sırada başarısız bulunan ‘nükleer enerji politikası’ yerini korudu, 2016’da ikinci sırada bulunan ‘enerji verimliliği ve tasarrufu’ da dördüncü sıraya düştü.

 

 

 

Küresel Çevre - İklim  duyarlılığı ve Yenilenebilir Enerjiye destek Trendi ve Geleceğin Parlayan Yıldızı Güneş

 

İçinde bulunduğumuz 2018 yılı Ocak ayında İsviçre’nin Davos kasabasında Davos Zirvesi olarak bilinen Dünya Ekonomik Forumu (WEF-World Economic Forum),[i] “Parçalanan Dünyada Ortak Gelecek Oluşturmak” ana temasıyla, yaklaşık 2500 devlet temsilcisi, iş lideri ve akademisyenin katılımıyla gerçekleşti.   Sürdürülebilirlik gündeminin artan önem ve farklı başlıklar altında ortaya çıktığı zirvede, sürdürülebilir kalkınma yolundaki devlet ve iş taahhütleri Forum’un öne çıkan konuları arasındaydı.Büyüme beklentisi, son 7 yıldır olmadığı kadar kuvvetli bir şekilde ortaya konuldu. Yapılan ankete katılan 1300 liderin yüzde 57’si ekonominin önümüzdeki bir yıl boyunca büyüyeceğine inandıklarını söyledi. Ekonomik gelişme konusunda dünya çapında bir görüş birliği vardı.Sözkonusu öngörüye  paralel, ekonomik büyümenin çevresel ve karbon ayak izinin artmasını tetiklemesi nedeniyle, iklim konusunda verilen taahhütlerin önemini arttırdığı da görülmekteydi. Zirvede ortak sorunlarla mücadele ve uluslararası işbirliğinin yanı sıra uluslararası güvenlik, çevre ve küresel ekonomi gibi konular ele alındı.Küresel Riskler 2018 harita çalışmasında ilk üç sırayı olağanüstü hava koşulları, doğal afetler ve iklim değişikliği mücadelesi ve uyum çalışması başarısızlığı aldı. Son 5 yılı önceki yıllarla karşılaştırdığımızda çevresel risklerin sosyal, ekonomik ve jeopolitik risklere oranla arttığını görüyoruz.Zirve öncesi yakın zamanda  ABD Başkanı Donald Trump’un güneş panelleri üzerindeki gümrük vergilerini yüzde 30 arttırmasına yönelik kararı uzmanların açıklamalarına göre, ülke içinde yıllık 23 bin kişilik iş kaybına ve temiz enerjideki geçişin yavaşlamasına sebep olacağı hasebiyle Almanya Başbakanı Merkel yine zirve öncesi yaptığı açıklamada bu durumu sert bir üslupla  eleştirmişti. Trump Zirve’de yaptığı konuşmasında her ne kadar ABD’nin önce gelmesinin yalnız yürüyeceği anlamına gelmeyeceğini belirterek yatırımcılara “yeşil ışık” yaksa da, iklim konusunda yine hiçbir vaatte bulunmadı.  .Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Çin Ekonomisti Liu He’nin konuşmaları küresel ısınmaya dikkat çekmekten ziyade , ülkelerinin kapsayıcı ekonomik büyümede ortaya koydukları liderlik niyeti açısından dikkat çekiciydi.Macron ülkedeki tüm termik santrallerin 2021 itibariyle kapanacağını söylerken  Liu He ise yüksek kaliteli büyüme modelinde Çin’in emisyon ve hava kirliliği azaltma konusunda yaptırımlarının devam edeceğini, kaynak tüketim oranlarını düşüreceklerini, büyümelerinin çevre dostu olacağını ve ülkenin mavi gökyüzüne tekrar kavuşacağını savunmaktaydı .

 

 

Bilindiği üzere Enerji dönüşümü tartışması Avrupa Birliği’nin en önemli gündem maddelerinden birisi ve içinde bulunduğumuz 2018 yılı Şubat ayında Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) [ii]tarafından hazırlanan ve AB’nin 2030 yılı için yenilenebilir enerji hedeflerini ortaya koyan bir rapor yayınlandı. Mezkur IRENA (The International Renewable Energy Agency) Raporuna istinaden  yeni teknolojik gelişmelerin ışığında, 2014 yılında kararlaştırılan %27’lik yenilenebilir enerji hedefi AB için muhafazakar bir hedef olarak kalmakta. IRENA’nın çıkardığı temel sonuç AB, %30’luk bir enerji verimliliği hedefiyle ve uygun bir ek maliyetle yenilenebilir enerjinin enerji tüketimindeki payını, 2015’teki % 17’den, 2030’da % 34’e çıkarak iki kat artırabilir.Ancak yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması için mevcut planlar ve politikalara bakıldığında, AB’nin izlediği yolun 2030’a kadar %24’ü gerçekleştirmek olduğu görülmekte. Rapor, yenilenebilir enerjinin hızla yaygınlaştırılması için üç seçenek tanımlamakta. Tüm seçeneklerin tam anlamıyla uygulamaya geçirilmesi durumunda, 2030 yılına kadar yılda tahmini 25 milyar ABD doları net maliyetten tasarrufa yol açacağı sonucuna varıyor.   AB’nin yayınladığı rapora göre, 2030 yılına kadar yenilenebilir enerjinin payının %34’e çıkarılması için yapılması gereken tahmini ortalama yenilenebilir enerji yatırımı 62 milyar euro. Raporda bahsi geçen yenilenebilir enerji potansiyeliyle, 327 GW kurulu gücünde rüzgar enerjisi (referans senaryodan 97 GW daha fazla) ve referans senaryodan 86 GW daha fazlasına denk gelen 270 GW kurulu gücünde güneş enerjisi sağlanabilecek.Isı pompaları ve elektrikli araçların hızla yaygınlaştırılması, referans senaryoda %24 olan elektriğin nihai enerji tüketimindeki payını %27’ye çıkaracak. Yenilenebilir enerjinin elektrik sektöründeki payı 2015’teki %29’dan, 2030 yılında %50’ye çıkacak. Nihai kullanım sektörlerinde yenilenebilir enerji, binalarda enerjinin %42’sini, sanayide %36’sını ve ulaşımda %17’sini sağlayacak İlaveten , rapora göre “maliyet-fayda” analizindeki tasarruflar, bertaraf edilen sağlık ve çevresel dışsal maliyetlerle birleştirildiğinde yenilenebilir enerji kaynaklarının hızla yaygınlaştırılması 2030 yılına kadar yılda 52 milyar ile 133 milyar ABD doları tasarruf sağlanmakta.  AB’nin uzun vadeli karbonsuzlaştırma hedeflerini tutturması için, elektrikli araçlar dahil tüm yenilenebilir enerji kaynaklı ulaşım seçeneklerine ve hem ileri teknoloji, hem de geleneksel bioyakıtlara gereksinim duyuyor.Rapor, Avrupa Komisyonu’nun Kasım 2016’da başlayan ve yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması için bir çerçeve sunan “Tüm Avrupalılar için Temiz Enerji” çalışmasının devam eden görüşmelerine de katkı sunmaktaydı..Avrupa Birliği için Yenilenebilir Enerji Olasılıkları raporu, IRENA’nın RE-map olarak adlandırdığı ve uygun maliyetli bir sürdürülebilir enerji geleceği için ülkelerin, bölgelerin ve dünyanın yenilenebilir enerji artırma potansiyelini belirleyen yol haritasının bir parçasıdır.Bu yol haritası elektrik üretimi, ısıtma, soğutma ve ulaşımda yenilenebilir enerji seçeneklerine odaklanmaktadır. REmap’ın Avrupa çalışması, 10 AB üyesinin (AB enerji tüketimin %73’ünü teşkil eden) mevcut REmap çalışmalarının detaylı analizlerini temel almakta ve diğer 18 üye ülkeninin yüksek düzey analizleriyle birleştirmektedir.

 

Yine 2018 yılı Mart ayının ikinci yarısında ise  Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) İcra Direktörü Fatih Birol, SDG 7 olarak bilinen hedefler çerçevesinde 2030 yılına kadar sürdürülebilir kalkınma hedefleri için enerjinin kilit önemde olduğunu ancak bu konuda çabaların yetersiz olduğu yönünde bir açıklama yaptı ve  “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi, önümüzdeki on yılın sonuna kadar herkes için uygun fiyatlı, güvenilir, sürdürülebilir ve modern enerjiye erişim sağlamayı amaçlamaktadır. Enerji sektörü, dünyayı daha sürdürülebilir bir şekilde yönetme çabalarının kalbinde olmalıdır. Enerji sektörünün, dünyayı daha sürdürülebilir bir yolda yönetme çabalarının kalbinde olması gerektiği açıktır. Ancak, verilerimiz ve analizler, mevcut ve planlanan politikaların kritik enerji ile ilgili sürdürülebilir kalkınma hedeflerimize ulaşmakta yetersiz kaldığını göstermektedir.” şeklinde konuştu. Birol açıklamasında SDG 7 hedefleri ve mevcut vaziyete dair şu noktaların altını çizdi:Evrensel elektrik erişiminde (SDG 7.1.1) büyük ilerleme sağlandı. Asya’da ve Sahra altı Afrika'nın bir bölümünde elektrik erişimi olmayan insan sayısı 2000 yılındaki 1.7 milyardan 2016’da 1,1 milyara düştü. Ancak mevcut ilerlemeyle 630 milyondan fazla insanın 2030 yılında hala elektriksiz olacağı tahmin edilmekte.Yaklaşık 2,8 milyar insan temiz yemek pişirme erişiminden (SDG 7.1.2) yoksun ve günlük yemeklerini biyokütle, kömür ve keroseni gibi atmosferi kirleten ve ciddi sağlık sorunlarına da yol açan yakıtlarla gerçekleştirilmekte. Üstelik bu rakam 2000'den beri pek de değişmedi. Şayet daha etkin uygulamalar olmazsa 2030'da 2,3 milyar kişi hala temiz yemek pişirme koşullarından yoksun kalacak.Geçtiğimiz senelerde istikrarlı bir şekilde artan modern yenilenebilir enerji kaynaklarının küresel nihai enerji tüketimindeki payı (SDG 7.2) 2015 yılında % 10'a ulaştı. Bununla birlikte, gerçekten sürdürülebilir bir enerji sistemi elde etmek için, bu payın 2030 yılına kadar iki kattan fazla artarak % 21'e çıkması gerekiyor. Bu hedefe ulaşmaktan şu anda uzak bulunuyoruz.Enerji verimliliğinde (SDG 7.3) küresel enerji yoğunluğunda 2000 ve 2015 yılları arasında sağlanan yıllık % 2,2'lik ortalama iyileşme, SDG hedefine ulaşmak için ihtiyaç duyulan % 2,6'lık hedefin altında. Daha iddialı uzun vadeli iklim hedeflerinin karşılanması için ihtiyaç duyulan % 3,4'lük iyileşmenin bir hayli gerisinde.

 

 

 

Şİmdi bu bilgiler ışığında Kadir Has Üniversitesi Türkiye Toplumunun Enerji Tercihleri Araştırması 2017 bulgularına dönecek olursak ; ‘Küresel iklim değişikliğine inanıyor musunuz?’ sorusuna evet cevabı verenlerin oranı yüzde 10 artarak yüzde 77,5’ten yüzde 87,5’ye çıktı. Türkiye’de enerjiden kaynaklanan en önemli çevre sorunu hâlâ hava kirliliği olarak görülürken, bitki örtüsünün bozulması seçeneği yüzde 12,9 gibi ciddi oranda artarak ikinci sıraya yerleşti. 2016’da yüzde 19,8 ile ikinci sırada bulunan insan sağlığı ile üçüncü sırada bulunan iklim değişikliği ise oranları azalarak bir sıra gerilemiş durumda. ‘Hangisinin küresel ısınmaya en fazla etkisi vardır?’ sorusuna verilen yanıtlardaki sıralama 2016’da şehirleşme, enerji ve sanayi şeklinde iken, 2017’de sanayi (yüzde 43,5), şehirleşme (yüzde 24,9) ve enerji (yüzde 10) oldu.

 2016’da  ‘Dünyada geleceğin enerji kaynağının ne olacağını düşünüyorsunuz?’ sorusuna verilen ilk üç yanıt yüzde 39,9 oranında güneş, yüzde 22,2 oranında doğalgaz ve yüzde 6,9 oranında nükleer olarak belirlenmişti. Bu sene ise ilk üç yanıt yüzde 33,8 ile güneş, yüzde 14,2 ile bor ve yüzde 12,6’lık oran ile doğalgaz olarak gerçekleşti. Bu yıl ‘Türkiye’nin gelecekteki en önemli enerji kaynağının ne olacağını düşünüyorsunuz?” şeklinde sorulan soruya verilen yanıtlar güneş (yüzde 34,1), bor (yüzde 20,9), doğalgaz (yüzde 14,3), rüzgar (yüzde 8,7), petrol (yüzde 6,3), nükleer (yüzde 4,4) ve hidroelektrik (yüzde 1,7) olarak gerçekleşti. Aynı anket yenilenebilir enerjiye desteğin   2017’de de devam ettiğini ortaya koymaktadır. Öte yandan “Yaşadığınız il sınırları içinde ... santrali kurulmasını ne derece desteklersiniz?” sorusuna verilen yanıtlarda güneş seçeneği yüzde 4,5, jeotermal yüzde 3,2, rüzgâr yüzde 2,5 oranında artarken; nükleer yüzde 6,9, doğalgaz yüzde 6,6, kömür yüzde 4,9, biyoenerji yüzde 4,3, hidroelektrik yüzde 3,6 azaldı. Güneş ve rüzgar enerji santralleri bu yıl daha fazla desteklenen teknolojiler arasında yer alırken , nükleer ve kömür santralleri ise en az desteklenenler oldu. Aynı sualin  nükleer santral ile ilgili olanına verilen olumsuz yanıtlar 2016’da  yüzde 49,6 iken 2017’de yüzde 56,8 oldu.Nükleer santrallerin çevre ve toplum sağlığı için tehdit ve riskler içerip içermediğine ilişkin soruya verilen yanıtlar ise 2016’da  yüzde 65,4 iken 2017’de yüzde 53,3 olarak gerçekleşti. Ayrıca, “Maliyetleri aynı ve kolaylıkla erişilebilir olsalardı, hangisini evdeki enerji ihtiyaçlarınızı karşılamak için kullanmayı tercih ederdiniz”sorusuna verilen yanıtlarda ise, doğalgaz yüzde 62,5’ten yüzde 48,5’e düşerken; güneş yüzde 21’den yüzde 29,9’a, rüzgâr da yüzde 6,2’den yüzde 9,9’a yükseldi.

 

Türkiye’nin   kurulumu en ucuz ve sürdürülebilirliği en yüksek olan  güneş enerjisinde 10.000 MW hedefini 2023 yılından önce yakalaması öngörülmekte olduğu düşünülürse bulgular ve gidişat arasında bu minvalde bir paralellikten sözedilebilir. Yeni nesil enerji kaynaklarına teknoloji destekli projelere odaklananmanın önemini ortaya koyan bulguların Türkiye’nin karbon ayak izini düşürmede etkinliği zaman içinde ortaya çıkacak

 

 

[iii]

Tüketilen Enerji Türlerinde  Kaydedilen değişiklikler

Araştırma kapsamında evlerde tüketilen enerji türleri ve bunlara ayrılan bütçeler tarafına bakıldığında ise ;2016’da ankete katılanların yüzde 50,1’si parasal olarak en çok elektrik, yüzde 38,7’u ise en çok doğalgaz kullandığını belirtirken 2017’de  bu enerji türleri yer değiştirerek, doğalgaz yüzde 8,2 oranında arttı, elektrik  yüzde 11,3’lük düşüşe uğradı. Kömür ise yüzde 1,8’lik bir artış gösterdi.

2016’da evde en fazla tüketilen enerji türüne katılımcıların yüzde 30,3’ü aylık 100-150 TL arası, yüzde 20,3’ü aylık 50-100 TL arası harcama yaptığını söylerken, yüzde 28,6 ise her ay 200 TL’nin üzerinde fatura ödediğini kaydetmişti. 2017’de  51-200 TL arasındakilerde yüzde 7,2, 200 TL ve üzerindekilerde ise yüzde 8,8 oranında artışlar kaydedilmiş. Bu durum da  tüketicilerin 2017’de  doğalgaza ödedikleri miktarlarda artış olduğu sonucunu ortaya koymakta.

Halk enerjiye en çok ısınma ihtiyacı için para harcıyor. Geçen yıl enerji tüketiminde ısınma yüzde 65 ile ilk sırada yer alırken, yüzde 22 ile aydınlatma ikinci sırada yer alıyordu. Bu yıl bu enerji türleri yaklaşık değerlerle yerlerini korudular.2016 yılında ankete katılanların yüzde 53,7’si doğalgaz, yüzde 24,9’u kömür, yüzde 12,4’ü ise odun ile ısınma ihtiyacını karşılıyordu. 2017’de  ise doğalgaz yüzde 52,2, kömür yüzde 21,1 kömür, odun yüzde 15,1 olarak gerçekleşti. Diğer yandan, evlerde kullanılan sıcak su yine en çok doğalgaz ile sağlanıyor. Geçen sene sıcak su sağlamada doğalgaz yüzde 51,8 ile birinci, elektrik yüzde 26 ile ikinci sırada yer alıyor, yüzde 11,5’lik bir kesim ise sıcak suyunu güneş enerjisinden elde ediyordu. 2017  oranları doğalgazda yüzde 51,1, elektrikte yüzde 27,2, güneşte ise yüzde 10,7 olarak gerçekleşti.

Otomobiller

2016’da otomobillerde en çok tercih edilen yakıt sırasıyla; yüzde 41,1 oranında dizel, yüzde 29,9 oranında otogaz ve yüzde 28,8 oranında benzindi ve arabası olan katılımcıların yüzde 24,9’u her ay 100 ila 200 TL arasında yakıt sarfiyatı kaydedilmekteydi. 2017’de ise dizel yüzde 40,8, otogaz yüzde 32,8, benzin yüzde 22,2 olarak gerçekleşti ve elektrik (yüzde 1) ile hibrid arabalar da (yüzde 0,4) sıralamaya girmiş vaziyette  Harcamalar ise, 100-200 TL arasında yüzde 25,4 oldu. 400 TL ve üstü harcamalar ise geçen yıl yüzde 14,9 iken bu yıl yüzde 21,4 oldu. 2017’de  ankete yeni eklenen soruya verilen yanıtlardan ise, ailelerin ortalama toplu taşıma giderinin en fazla 51-100 TL (yüzde 18,5), 101-150 TL (yüzde 16,6) ve 50 TL altı (yüzde 15,4) olduğu görülmektedir.

 

 

Evlerde Isı İzolasyonu

 

Araştırma kapsamında ortaya çıkan önemli verilerden biri de ısı yalıtımıyla ilgili. Ankete katılım sağlayanların geçen yıl yüzde 65,2’si bu yıl ise yüzde 66,4’ü evlerinde ısı yalıtımı olmadığını belirtti. Soruları cevaplayanlardan yüzde 34,2’lik bir kesimin geçen yıl evlerinde ısı yalıtımı bulunurken, bu yıl bu oran yüzde 32,1 oldu. Anketin bu konuya ilişkin en önemli sonuçlarından biri, bu yıl da evlerde bulunan ısı yalıtımı oranının gelir ve eğitim düzeyiyle bağlantılı olmasıydı.

 

Konuya ilişkin  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü tarafından 2010 yılında gerçekleştirilen ankette ısı yalıtımı bulunan evlerin oranı yüzde 17,3 olarak gözlemlenmişti. Bu sonuca göre 2017 senesinde  7 senede evlerde bulunan ısı yalıtımı oranının yaklaşık 2 katına çıktığı gözlenmişti geçtiğimiz yıl. Isı yalıtımı bulunan ev oranının, gelir ve eğitim düzeyi yükseldikçe yukarı çıkması olgusu ise her daim benzer korelasyonu ortaya koymaktaydı.

 

 

Enerji projeleri Farkındalığı ve Enerji ithalatında Azerbaycan’a  destek.

Rusya’dan başlayıp Karadeniz üzerinden Türkiye’ye aktarılması planlanan doğalgaz boru hattı projesi ‘Türk Akımı’nın bilinirliğinin de sorgulandığı araştırma sonucunda, geçen yıl yüzde 92,2’lik  (kimi kaynaklar 86 olarak vermektedir 2016 ya ait  bu oranı ve ankete katılımcılardan farklı bir yorumlama ile  denek olarak sözedilmektedir)  [iv]bir kesimin proje hakkında hiç bilgisi olmadığı gözlemlenirken bu yıl bu oran yüzde 67,9’a düştü. Şahsen makalelerimde işlediğim Türk Akımı mevzularının da bu oranda (çorbada bir fiskeden az eser miktarda  tuz) olduğunu düşünmekteyim.

Öte yandan ilk defa bu yıl ankete dahil edilen projelerden TANAP için yüzde 76,3; Akkuyu Nükleer Santrali içinse yüzde 52,4 oranında olumsuz yanıtlar alınmış durumda.Katılımcılara yöneltilen Türkiye’nin enerjiyi en fazla hangi ülkeden almasını tercih ettikleri sorusuna 2016’da l yüzde 42 ile Azerbaycan birinci, yüzde 19,6 ile Rusya ikinci sırada yer almaktayken 2017’de Azerbaycan’ın  yüzde 44,1 oranla ilk sırayı koruduğu , Rusya’nın yüzde 8,8’lik payla dördüncü sıraya düştüğü kaydedilmiştir. “Kendimiz üretelim” diyenler (2016’da yüzde 2,8, 2017’de yüzde 16,2) ve “Ucuz olandan alınsın” diyenler (2016’da yüzde 0,6, 2017’de yüzde 10,1) ikinci ve üçüncü sıraya yükselmiş vaziyette.

 

 

  

Comments