Latest

Doğu Akdeniz’in Yeni Çalkantılarında, Berrak bir Kıbrıs Barış ve Özgürlük Bayramı

Academic - Articles - Diplomacy

  /   297   /   19 July 2017, Wednesday

 Print
İsviçre'nin Crans-Montana kasabasında günlerce süren ve Türk askerinin Ada’dan tamamen çekilmesi ve Türkiye'nin garantörlüğünün bütünüyle kalkmasının ne Kıbrıs Türk tarafı, ne de Türkiye için kabul edilebilir bir yaklaşım olmadığı gerekçesi ile ve GKRY’nin müzakerede adil kapsamlı ve sürdürülebilirlikte uzak bir yaklaımla kendi lehine kararlar konusunda israrcı olması yüzünden sonuçsuz kalan Kıbrıs görüşmeleri’ nini ardından Doğu Akdeniz’de giderek kızışan sondaj çabaları ve bu konuda GKRY nin israrlı tek taraflı faaliyetleri yeni bir rotaya girilmesini zorunlu kılındığı şu günlerde bu yılın (2017) geçtiğimiz Mayıs ayında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığ’nın Kıbrıs açıklarında sismik arama faaliyetinde bulunan Barbaros Hayrettin Paşa gemisinden, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) telsizden yaptığı münhasır alan ihlali uyarısına, Mehter Marşı ile karşılık verişi geldi aklıma bir tebessüm belirdi. Umuyorum ki yaşanacak gelişmelerin nihai çerçevesinde de tarafar tebessüm eder zira şu anda esmekte olan hava her iki hatta Yunanistan ve Türkiye tarafını da katacak olursak dörtlü bir çatık kaş fizyonomisi. Geçtiğimiz günlerde Eastmed Pipeline Project (Doğu Akdeniz Boru Hattı Projesi).üzerinden de incelediğim ve KIBRIS MÜZAKERELERİ EKSENİNDE, DOĞU AKDENİZ’DE ENERJİ BOYUTUNA BAKIŞ “Yavru Vatanda Kuvvet Çarpanı Enerji” By Çiğdem Yorgancıoğlu..[i].başlıklı çalışmamda ele aldığım konuya dair bölge hareketliliği de göz önüne alınarak Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrs Türk Cumhuriyeti’nin kararlılıklarına dikkat çekerken yarın 20 Temmuz tarihin anlam ve önemine de değinecek bu makale için;

  

Doğu Akdeniz’in  Yeni Çalkantılarında, Berrak bir   Kıbrıs Barış ve Özgürlük Bayramı

By Çiğdem Yorgancıoğlu  19 Temmuz 2017   02:54 PM

http://www.cigdemyorgancioglu.org

DorukTürk Merkez de yayınlanmak üzere hazırlanmıştır. İktibas durumunda gerek bu adrese gerekse DorukTürk Merkez için Ltf kaynak belirtiniz.

 

 

İsviçre'nin Crans-Montana kasabasında günlerce süren  ve   Türk askerinin Ada’dan tamamen çekilmesi ve Türkiye'nin garantörlüğünün bütünüyle  kalkmasının ne Kıbrıs Türk tarafı, ne de Türkiye için kabul edilebilir bir yaklaşım olmadığı gerekçesi ile ve GKRY’nin müzakerede adil kapsamlı ve sürdürülebilirlikte uzak bir yaklaımla kendi lehine kararlar konusunda israrcı olması yüzünden sonuçsuz kalan  Kıbrıs görüşmeleri’ nini ardından Doğu Akdeniz’de giderek kızışan sondaj çabaları ve bu konuda GKRY nin israrlı tek taraflı faaliyetleri yeni bir rotaya girilmesini zorunlu kılındığı şu günlerde bu yılın (2017) geçtiğimiz  Mayıs ayında  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığ’nın Kıbrıs açıklarında sismik arama faaliyetinde bulunan Barbaros Hayrettin Paşa gemisinden, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) telsizden yaptığı "münhasır alan ihlali" uyarısına, Mehter Marşı ile karşılık verişi geldi aklıma bir tebessüm belirdi. Umuyorum ki yaşanacak gelişmelerin nihai çerçevesinde de tarafar tebessüm eder zira şu anda esmekte olan hava her iki  hatta  Yunanistan ve Türkiye tarafını da katacak olursak dörtlü bir çatık kaş fizyonomisi. Geçtiğimiz günlerde Eastmed Pipeline Project (Doğu Akdeniz Boru Hattı Projesi).üzerinden de incelediğim ve KIBRIS MÜZAKERELERİ EKSENİNDE, DOĞU AKDENİZ’DE ENERJİ BOYUTUNA BAKIŞ “Yavru Vatanda Kuvvet Çarpanı Enerji” By Çiğdem Yorgancıoğlu..[i].başlıklı çalışmamda ele aldığım konuya dair bölge hareketliliği de göz önüne alınarak Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrs Türk Cumhuriyeti’nin kararlılıklarına dikkat çekerken yarın 20 Temmuz tarihin anlam ve önemine de değinecek bu makale için;  

 

Son bir haftalık gelişmelere bakacak olursak,   Limasol Limanı’na geleceği açıklanan Total-Eni adına sondaj çalışması gerçekletiren sondaj makinesini getiren platformun doğrudan Mısır’ın Zohr havzasına birkaç kilometre uzakta bulunan sondaj yapılacak noktaya gideceği haberleri basına düştkten iki gün sonra Güney Kıbrıs’ın “Münhasır Ekonomik Bölgesi” (MEB) içerisinde Total-ENI şirketleri hesabına sondaj yapaN “West Capella” isimli Panama bandıralı sondaj gemisinin 12 Temmuz akşamı 11’inci parsel içerisindeki “Onisiforos Batı-1” hedefindeki sondaj noktasına ulaşmış. Genelkurmay Başkanlığı, Türk Deniz Kuvvetleri'nde hizmet etmekte olan Gabya sınıfı fırkateynlerden biri olan  Türk savaş gemisi TCG Gökçeada’ da  West Capella isimli gemiyi  yakın takibe almıştı.Tabi Barbaros Hayrettin’inin de  Kıbrıs Güzelyurt’a gittiğini burada söylemekte fayda var. .

 

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, İstanbul’da düzenlenen, geçtiğimiz hafta beş gün boyunca iştirak ettiğim 22.Dünya Petrol Kongresi’nin son gününde gelişmeleri değerlendirerek Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin Doğu Akdeniz’de doğalgaz sondaj çalışmalarına yeniden başlama girişimi bölgede tansiyonu yükselttiğine ve yine yukarıdaki gelişmelre yani . Fransız Total ve İtalyan enerji şirketi Eni adına West Capella isimli gemi 11. Parsel olarak adlandırılan bölgede sondaj çalışması yapmak üzere Kıbrıs’a gittiği ve. TGC Gökçeada fırkateynin de sondaj gemisini izlemeye aldığını belirttikten sonra  medyaya yaptığı açıklamada “Bizim Barbaros Hayrettin Paşa gemimiz en son Magosa’da biliyorsunuz. Buradaki çalışmaları bitirdik. İnşallah sırada artık bir sonraki adımımız var Güzelyurt. Kıta sahanlığımız içindeki bu bölge çok önemli. Güzelyurt’taki bu çalışmalarla birlikte dediğim gibi Akdeniz’de biz artık çok daha etkin bir rol oynayacağız. Akdeniz önemli bir pazar, önemli bir bölge, enerji kaynakları noktasında son yıllarda çok daha fazla öne çıkan bir bölge.”ifadelerini kullanmıştı. Te yandan GKRY ile arada geçen hukuk sürecinin de hakkaniyetli olmadığı gönne de dikkat çekerek  “kimse kusura bakmasın muz cumhuriyeti değiliz. Türkiye Cumhuriyeti bir devlet, hakkını ve uluslararası hukukunu da kimseye yedirmez ve bunun da mücadelesini her anlamda hukuk içerisinde de sonuna kadar bunun mücadelesini verir.” Şeklinde kararlı ve yumuşak olmayan bir ifade kullanmıştı.

 

 

 

Dünya Petrol Kongresi'nde, katıldığımız Başkanlık seremonisinde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kıbrıs görüşmelerine ilişkin "Doğu Akdeniz'de büyük bir fırsat kaçtı" diye konuşmuş sonrasında “Bizim ve Kıbrıs Türk tarafının tüm yapıcı yaklaşımına rağmen, Rum tarafının olumsuz tavrı sebebiyle adadaki anlaşmazlıkların bir kez daha çözümsüz kalmasından üzüntü duyuyoruz. Tarafların tutumları böylesine açıkça ortadayken kimi enerji şirketlerinin Rum kesiminin atmakta olduğu sorumsuzca adımların bir parçası olmaları kesinlikle anlayışla karşılanamaz. Adaletin, hakkaniyetin ve uluslararası hukukun gereği, hidrokarbon kaynaklarının adadaki tüm taraflara ait olmasını gerektiriyor” şeklinde devam etmiş ve “Kıbrıs'taki gelişmelere taraf olan herkesten beklentimiz, bölgedeki yeni gerginliklere yol açabilecek adımlardan kaçınmalarıdır. Aksi takdirde sadece bölgede değil her alanda Türkiye gibi bir dostu kaybetme riski ile karşı karşıya kalabileceklerini hatırlatmak isterim."şeklinde konuda kararlı olduklarının altını çizen bir ifade kullanmıştı.

 

 

Diğer yandan, yüzmüzü Kıbrıs’a dnecek olursak , 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı dolayısıyla ulusa seslenişinde, “ 20 Temmuz 1974 gününün üzerinden tam 43 yıl geçmiş bulunuyor. 15 Temmuz 1974’te Yunanistan’da iş başında bulunan askeri Cunta Kıbrıs’ı ilhak etmek için planladığı darbeyi hayata geçirmiş, Makarios canını kurtarmak için adayı terk etmek zorunda bırakılmış, faşist Samson Rum idaresinin başına oturtulmuştu. Güzel adamız bir oldu-bitti ile Yunanistan’a bağlanmanın eşiğine getirilmiş, Türkiye dışında tüm uluslararası toplum bu durumu sadece seyretmekle yetinmişti. Hiç kuşku yok ki, eğer Türkiye ve Kıbrıs Türkleri de hareketsiz kalsalardı, tüm dünya bu yeni duruma da uyum gösterecek; 1963’te olduğu gibi 1974’ü de bir “iç mesele” olarak nitelendirip darbe sonucunu kabullenecekti. Gidişat o yöndeydi.şeklinde konuan  Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Rum tarafının ne yazık ki çözüm kararlılığı göstermediğini ifade ederek, Rum tarafının eşit bir ortaklığı değil, adanın tek hâkimi olmayı kurguladığını da belittiği konuşmasında 74 sürecine nasıl gelindiğini ve olumsuz gidişat karşısında, 1960 antlaşmalarındaki hakkını kullanarak 20 Temmuz 1974 günü   nasıl müdahale etmek zorunda kaldığını da aktarmış,. Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasının önüne geçmek adına yaşanan çatışmalarda yaşamlarını feda eden şehitlere de Tanrı’dan rahmet dileyip,, gazilere saygısını sunmuştu.ve sonra konuşmasını İsviçre Crans Montana sürecine getirmişti ve şu ifadeleri kullanmıştı. “Güvenlik derken, bir tarafın güvenliğinin diğer taraf için tehdit algısı oluşturmaması gerektiğin bilinci ile hareket ettiğimizi de belirtmekteydim. Sizi temin ederim ki, çözüm ararken yaklaşımlarımız hep bu çerçevede kalmıştır. Kendi güvenliğimizi güvence altına almaya elbette özen gösterdik ama bunu diğer taraf için tehdit unsuru olmayacak ölçülerde değerlendirdik. “0 asker 0 garanti” söylemini elbette benimseyemezdik. Varılacak anlaşma hükümleri uygulandıkça, işbirliği ve güven duygusu arttıkça, askeri boyutu azalan bir anlayış sergiledik. Bundan daha doğal bir şey olamazdı. 1963 deneyimimiz ortada dururken, ne olacağını yaşayıp görmeden,  daha ilk günden tek güvencemizin elimizden alınmasını kabul edemezdik. Bunun iyi niyetle, samimiyetle bağdaşan yanı da yoktur. Güvenlik boyutunun ötesinde Rum tarafının en önemli hazımsızlığının siyasi eşitlik bağlamında olduğu da bir kez daha anlaşılmıştır. Dönüşümlü başkanlık ve kararlara etkin katılım konularında sergilenen ayak sürüme bunun en belirgin göstergesi olmuştur. Rum tarafı 1964’ten beri ele geçirdiği ve tek toplumlu hale getirdiği tanınmış devlet erkini paylaşmakta sorun yaşamaktadır. Olası bir çözümün bu en temel ilkesini içine sindirmekte zorlanmaktadır. Rum tarafı çözüm kararlılığını ne yazık ki gösterememiştir”şeklinde devam ettirmişti.  Bu arada   geçmişte ve yeni müzakere sürecinde Annan Planı ‘nın da arada sırada gündeme getirilmekle birlikte  2004 yılında Rum tarafınca reddedilen bu planda, işlerine gelen hususlar için taleplerini sürdürüp  Kıbrıs Türk tarafı için olumlu konularda ise reddettiklerinin de altını çizmişti. Kısacası Annan Planı’nda GKRY’nin kendilerince yararlanılacak hususları cımbızla ayıklayarak kabulünü talep ederken, Plan’ın dengeli bir bütün olduğunu ve Kıbrıs Türk tarafının da hassasiyetlerini içerdiğini hatırlamak istemediklerini vurgulamış sonrasında  iki yıllık müzakere sürecinde elbette önemli ilerlemelerin de kaydediidiğini belirtmş “Şayet geriye kalan 8-10 ayrılık noktasında gerçekçi ve makul ölçüler içerisinde davranabilen bir muhatabımız olsaydı stratejik bir anlaşmaya varmak mümkün olabilecekti. Sonrasında da daha az sorunlu diğer konular da karara bağlanabilecekti Ne var ki, bu anlayış sergilenmedi”.şeklinde bir ifade kullanmıştı.

Görülen  ve arzu edilen o ki gerek Türkiye’nin gerek ise KKTC’nin, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne Kıbrıs açıklarında tek taraflı hareket etmesi için cevaz verme gibi bir niyet ve iradesi bulunmamamaktadır. Bu vesile ile Kıbrıs’ın  Barış ve Özgürlük Bayramı kutlu, Yavru Vatan ‘a da selam  olsun.

 

 

 


[i] https://www.academia.edu/33773225/KIBRIS_M%C3%9CZAKERELER%C4%B0_EKSEN%C4%B0NDE_DO%C4%9EU_AKDEN%C4%B0Z_DE_ENERJ%C4%B0_BOYUTUNA_BAKI%C5%9E_Yavru_Vatanda_Kuvvet_%C3%87arpan%C4%B1_Enerji_By_%C3%87i%C4%9Fdem_Yorganc%C4%B1o%C4%9Flu

 Sözkonusu diğer makale 


KIBRIS MÜZAKERELERİ EKSENİNDE, DOĞU AKDENİZ’DE  ENERJİ BOYUTUNA BAKIŞ

“Yavru Vatanda Kuvvet Çarpanı Enerji”

By Çiğdem Yorgancıoğlu  4 Temmuz 2017 

ÖNSÖZ: Birleşik Federal Kıbrıs" hedefiyle İsviçre'nin Crans Montana kasabasında 28 Haziran’da başlayıp, halen devam etmekte olan ve 7 Temmuza kadar sürmesi beklenen Kıbrıs Konferansı’nda, 1 hafta tamamlandı.  Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları, BM’ye, açıkta kalmış olan yönetim ve güç paylaşımı başlığı altında etkin katılım ve dönüşümlü başkanlık, mülkiyet başlığı altında kimlerin mülklerine dönme önceliği olacağı, toprak başlığı altında toprak düzenlemelerine tabi olacak bölgeler, Türk ve Yunan vatandaşlarına eşdeğer muamele ve güvenlik ve garantiler gibi kilit konulardaki   –önerilerini bir paket şeklinde sundular. Garantör devletler Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık ise sadece Güvenlik ve Garantiler ile ilgili öneri sundu.

 

Bu çalışma,  Müzakere’nin Garantörleri de dahil olmak üzere tüm muhataplarının yanısıra küresel ve bölgesel güçlerin adil, kalıcı, sürdürülebilir  ve kapsamlı bir çözüme hazır ve yatkın olup olmadıklarını izleyerek, Kıbrıs Müzakere Süreçlerinin ağrlıklı olarak son 10 yıl içinde  Doğu Akdeniz’deki Enerji Perspektifine ışık tutmak üzere bir başlangıç noktasını temel alırken, Doğu Akdeniz Havzasındaki gelişmeler üzerinden Leviathan’a odaklanarak EAST MED Doğu Akdeniz Doğal Gaz Boru Hattı Projesinin ’nın özeli üzerinde nihayetlenecektir.

 

Bu çalışmaya esas teşkil eden ön çalışmaya https://boun.academia.edu/CigdemYorgancoglu

Adresinde “ KIBRIS MÜZAKERELERİ EKSENİNDE, DOĞU AKDENİZ’DE ENERJİ BOYUTUNA BAKIŞ “Yavru Vatanda Kuvvet Çarpanı Enerji” By Çiğdem Yorgancıoğlu” adresinden erişilebilir.

 

 

KKTC- KIBRIS Uluslararası Statü ve Jeopolitik

 

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Türkiye dışında tanınmamakta ve ada Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin olarak gösterilmektedir. 15 Kasım 1983'te kurulan KKTC, idari olarak başkent Lefkoşa, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele olmak üzere beş ilçeden oluşuyor.  Ambargo ve kısıtlamalar nedeniyle ekonomik, siyasi ve askeri olarak büyük ölçüde Türkiye’ye bağlı olan ve parlamenter sistemle yönetilen ülkedeki meclis 50 üyeden oluşmaktar. Milletvekilleri beş yıllığına seçiliyor. Doğrudan halk tarafından seçilen cumhurbaşkanının görev süresi de beş yıl.

 

Akdeniz’in güneydoğusunda, [i]Türkiye’nin 64 km güneyinde, Suriye’nin 96 km batısında ve Mısır’ın 370 km kuzeyinde bulunan Kıbrıs adasının jeopolitik önemi tarih boyunca süregelen tartışma konusu olmuş; Orta Doğu, Akdeniz bölgesi ve Kuzey Afrika’ya yakınlığından dolayı küresel önem taşımaya başlamıştır. Kıbrıs üzerinde kontrol aynı zamanda Doğu Akdeniz üzerinde kontrol anlamına gelmektedir. 16 Ağustos 1960 yılında kurulan; fakat daha sonra Kuzey ve Güney Kıbrıs arasındaki çatışmalar sonucu ikiye bölünen adada Güney Kıbrıs “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Doğu Akdeniz bölgesinde keşfedilen enerji rezervleri ile bölgede güvenlik kavramı baskın konuma geçmiş ve enerji rezervlerinin keşfi ile ada bölge dışı ülkeler için cezbedici hale gelmiştir. Ayrıca, bölge dışı aktörlerin de zaman zaman askeri üssü olarak değerlendirmek istedikleri adada, Güney ve Kuzey Kıbrıs arasındaki sorunların yanı sıra enerji rezervlerinin keşfedilmesi, Garantör ülkelerden İngiltere’nin (Kıbrıs Cumhuriyeti ve İngiltere arasında imzalanan 1960 yılı Garanti Antlaşması’na istinaden Ağrotur ve Dikelya11 askeri üslerine sahiptir. Askeri üsler Süveyş kanalı ve Orta Doğu’ya yakınlığıyla [ii]jeostratejik öneme sahiptir) ve Türkiye’nin adada askeri üssünün bulunması ve Suriye iç savaşının meydana çıkması gibi önemli faktörler bölgedeki güvenliği etkilemektedir. Bağımsızlığını ilan ettikten itibaren Güney Kıbrıs  savunma politikasını geliştirmeye yönelik adımlar atmaya başlamıştır.Bu politika ilk dönemlerde Türkiye ile yaşanabilecek bir çatışma durumunda kendi savunmasını güçlendirmek odaklı olmuş olsa da; son dönemlerde özellikle sınırlarına çok yakın Orta Doğu’daki IŞİD tehlikesine karşı izlenmektedir. Enerji keşiflerinden önce bölge kontrollerinin kolaylığı adına Kıbrıs adasını kullanmak isteyen aktörler için bir de enerji rezervlerinin ortaya çıkması askeri anlamda yapılan işbirliklerinin yanına enerji konusunun da eklenmesini zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda enerji rezervlerinin keşfi ve Doğu Akdeniz’de yapılan askeri işbirlikleri son yıllarda önem arz eden başka bir nokta olmuştur. Bölgedeki enerji rezervlerine dâhil olmak isteyen Rusya(  Şubat 2015 Güney Kıbrıs lideri Nikos Anastasiadis ülkesinde Rus askeri üssüne izin verebileceğini açıklaması Moskova-Lefkoşa ilişkilerinde önemli gelişme sayılabilirdi.Bu öneri ülkenin IŞİD terör örgütü tehlikesinden korunmak amaçlı düşünülmekteydi. Rusların kullanımı için Ağrotur hava üssünden 40 km uzaklıktaki Baf kentinde bulunan Andreas Papandreu hava üssünün verilmesi düşünülmekteydi. Fakat bu daha sonra Güney Kıbrıs Dışişleri Bakanı Kasulidis tarafından yalanlanmış; ve Rusya ile askeri-teknik ilişkilerin geliştirilmesinin gündemde olduğunu ve insani amaçlı ihtiyaç olduğu zaman Kıbrıs hava, kara ve deniz mekanlarının Rusya’nın geçici kullanımına izin verilebilece- ği şeklinde açıklamıştır. Anastasiadis’in Şubat 2015 Moskova ziyareti sırasında limanların Rus gemilerine açılması kapsamında Kıbrıs-Rusya protokolü imzalanmıştır.) ve İsrail gibi ülkeler Güney Kıbrıs ile politik ve askeri işbirliklerini geliştirmekle Doğu Akdeniz’de askerileşmeye yönelmektedir1959 yılında imzalanan Zürih ve Londra Antlaşmaları ile Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan adanın garantör devletleri olmuşlardır. 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması ardından anayasasında %40’ı Kıbrıslı Türklerden ve %60’ı ise Kıbrıslı Rumlardan oluşan 2000 kişilik iki toplumlu bir ordu kurulmasına karar verilmiş; tarafların anlaşmazlığı sonucu fiilen harekete geçirilememiştir.1 1963 yılında Enosis planını uygulayarak Kıbrıslı Türkleri ortadan kaldırma girişimleri neticesinde olayların şiddetlenmesi üzerine Mart 1964’te Birleşmiş Milletler (BM) Barış Gücü oluşturularak Kıbrıs’a gönderilmesi kararlaştırılmıştır.[iii] 1974 yılında adanın toplam %3’lük bölümünü kaplayan3 ve 180 km (111.85 mil) uzunluğundaki hattın eni 7 ila 20 metre arasında değişen tampon bölge olarak “Yeşil Hat” oluşturulmuştur. Adada bulunan Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFICYP) gü- nümüzde halen kapalı olan ve Kuzey ile Güney  arasındaki müzakerelerde önem arz eden Kapalı Maraş bölgesinin de güvenliğini sağlamaktadır. Adaya Barış Gücünün konumlandırılmasının ardından özellikle Kıbrıs Türklerinden gelebilecek herhangi olası bir tehdit ve/veya saldırıyı kontrol altında tutabilmek için Haziran 1964 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti Savunma Konseyi’nin emri ile emir komuta zincirinin en yüksek kademesi Milli Muhafız Ordusu; hava, kara ve deniz kuvvetlerinden oluşmaktadır.

 

Şafak Beren YILDIRIM Bilgesam’da 16 Haziran 2016 [iv]  ‘daki   Güney Kıbrıs’ın Savunma Politikası adlı çalışmasının sonuç bölümünde No 1331-16 Haziran 2016 Doğu Akdeniz’deki enerji keşiflerinin etkisine dair, Kuzey ve Güney Kıbrıs arasında devam eden müzakerelerin olumsuz sonuçlanması durumunda son yılların gündemini şekillendiren Doğu Akdeniz’deki enerji keşifleri, bölgenin daha fazla askerileşmesine sebebiyet verebileceğini öngörmekte. Yıldırım’a göre; “Güney Kıbrıs’ın, keşfedilen enerji rezervlerinin KKTC’yi ilgilendirmediğini savunması ve tekrar yeni ihaleler başlatması, diğer aktörler ile işbirliğine yönelmesi, Türkiye’nin bu girişimleri kınayıp ardından askeri anlamda nota vermesi muhtemeldir. Söz konusu eylemlerin ger- çekleşmesi durumunda Ankara ile ilgili ülkeler arasındaki (Güney Kıbrıs- Rusya- İsrail- Fransa) dinamikleri hareketlendirebilecek nitelikte durumların ortaya çıkması mümkün görünmektedir. Dolayısıyla Kıbrıs’ın birleşmesi üzerine yürütülen müzakereler enerji konusu yüzünden çözümsüzlüğe sebep olabilecek niteliktedir. Bu nedenle Doğu Akdeniz’de rezervlerin korunması için askeri hareketlenme söz konusu olaca- ğından, Anastasiadis’in de belirttiği gibi Güney Kıbrıs, bütçesi bir hayli düşen askeri yapılanmasına tekrar odaklanma ihtiyacı duyacaktır.Ekonomik krizin sebep olduğu askeri harcamaların düşüşü ise; enerji rezervleri, silah alımları ve turizm gibi işbirliklerine yönelimi artırarak askeri yapının geliştirilmesi için yeniden planlamaların oluşmasına sebep olacaktır. Bu noktada Rusya ve İsrail’in ise Doğu Akdeniz’de bir güç unsuru oluşturma çabaları Güney Kıbrıs ile yapacakları askeri işbirlikleriyle temin edilmeye çalışılabilir. Güney Kıbrıs, İsrail ve Fransa, aralarında yaptıkları tatbikatlar sayesinde kendi ülkelerinde sahip olmadıkları askeri stratejileri ve teçhizatları gözlemleme şansı yakalamıştır. Bu tatbikatlar, ayrıca gelecekte ülkeler arasında doğabilecek işbirliklerine ve iç yapılarındaki değişikliklere yol gösterici anlam taşımaktadır. Enerji rezerv potansiyellerinin Yunanistan, Rusya, Fransa ve İsrail tarafından tekrar fark edilmesinin akabinde, ilgili ülkelerin çeşitli tatbikatlar düzenlemesi, Güney Kıbrıs’ta askeri araçların güçlendirilmesine dolaylı olarak katkı sağlaması anlamına geliyordu.  Netanyahu ve Anastasiadis görüşmeleri ile Türkiye’nin Doğu Akdeniz güvenlik çemberinin dışında bırakılmak istenildiği söylenebilir. Bu durum bölgede uzun vadeli anlaşmazlıklara ve gerginliklere neden olabilir. Tüm bunlara ek olarak bölgede güvenliğin sağlanması adına bölge ülkeler tarafından askeri tatbikatların artabileceğini söylemek mümkündür”

 

Kıbrıs’ta garantör devletlerden biri olan Türkiye’nin sözü edilen enerji kaynakları konusunda durumu takip etmesi, kendisinin ve KKTC’nin haklarını koruması bir hukuki gereklilik olarak da ortaya çıkmaktadır. Bu noktada, GKRY’nin enerji kaynaklarının paylaşımı anlamında konusunda İsrail, Lübnan, Mısır(Güney Kıbrıs karasularından Mısır’a doğalgaz gönderimi ) gibi devletlerle anlaşmalar imzalama ya da gelecekte yapacakları anlaşmaları planlama  girişimlerinin süregelen Kıbrıs  müzakerelerinin yreti aslında bir yönü ile o devletleri de Kıbrıs meselesine dolaylı olarak müdahil kılma ve Türkiye aleyhtarı pozisyon geliştirmelerini sağlama gayretleri olarak görülebilir.

 

 

Münhasır Ekonomik Bölge (MEB)

 

GKRY, Doğu Akdeniz’deki [v]zengin kaynaklardan istifade etmek maksadı ile tek taraflı olarak Yunanistan’la birlikte hareket ederek 1982 tarihinde imzalanan Deniz Hukuk Konferansı (DHK) kapsamında Münhasır Ekonomik Bölge tesis etme yoluna gitmiştir. Buna bağlı olarak, GKRY Mısır, Lübnan ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlama anlaşması yapmış ve Suriye ile görüşmeler devam etmektedir. GKRY ile Mısır arasında MEB Sınırlandırmasına İlişkin Anlaşma 17 Şubat 2003 tarihinde imzalanmış, Şubat 2004’de de BM’ye tescil ettirilmiştir. Bununla da kalmayarak, GKRY Parlamentosu, GKRY-Lübnan MEB sınırlandırma anlaşması imzalandıktan sonra 26 Ocak 2007 tarihinde bir yasa kabul ederek Kıbrıs Adası’nın güneyinde, Mısır ve Lübnan ile çizdiği sınırların içerisinde 13 adet petrol arama ruhsat sahası ilan etmiştir. GKRY’nin ilan ettiği 13 adet ruhsat sahasının toplam yüzölçümü 70.000 km²’dir

 

Doğalgazda  Güney Kıbrıs Rum Yönetimi  –Mısır İşbirliği

Mısır ile Güney Kıbrıs arasında enerji konularında imzalanması planlanan üç anlaşmadan biri olan ve Güney Kıbrıs’ın “Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB)”inden Mısır’a doğalgaz aktarımına yönelik anlaşma 31.08.2016 ‘da  imzalandı. Güney Kıbrıs karasularından Mısır’a doğalgaz gönderilmesi için iki ülke arasında imzalanan anlaşma, gelecekte Afrodit yatağından muhtemelen Mısır sahillerine taşınacak doğalgazın kullanımını düzenlemeyi ve iki ülke arasındaki enerji alanındaki işbirliğini geliştirmeyi hedefliyor. Anlaşmayla iki devlet, Mısır sahillerine gidecek olan gazın, alım-satımlarda uygulanacak ticari anlaşmalarda öngörüldüğü gibi kullanılması taahhüdünde bulundu. İki ülke arasında imzalanacak olan diğer iki anlaşma ise, Mısır’a doğalgaz nakli için boru ya da boruların döşenmesi ve gazın alıcıların altyapılarına dağıtılmasıyla ilgili. 01.09.2016 tarihli  Mepa [vi]Haber Merkezinin haberine göre Mısır ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında doğalgaz boru hattı projesiyle ilgili protokol imzalandığı bildirildi.Mısır Petrol ve Doğal Kaynaklar Bakanı Tarık el-Molla yaptığı yazılı açıklamada, iki ülkenin, Akdeniz'de döşenmesi planlanan doğalgaz boru hattı projesi konusunda prensipte anlaştığını kaydetti.

 

 

Petrol ve Gazda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi –Lübnan İşbirliği Geliştirme

 

GKRY Lideri Nikos Anastasiadis, dört gün süren resmi ziyaret kapsamında geldiği Lübnan'da, Cumhurbaşkanı Avn ile Baabda Sarayı'nda bir araya gelmiş ve görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, iki ülke arasındaki işbirliğinin ve diyaloğun ortak menfaate  hizmet ettiğini belirterek, "Ülkelerimizdeki hükümetleri, petrol ve gaz sahalarındaki işbirliğini arttırmaları konusunda teşvik ediyoruz." diye konuşmuş ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında şu anda yapılmakta olan  Kıbrıs müzakerelerine de vurgu yaparak Avn, "Lübnan'ın Kıbrıs adasında diyaloğu ve müzakereleri desteklediğini belirterek, istikrar için birleşik bir Kıbrıs'ın önemli olduğunu" söylemişti.

 

Akdeniz Kalkanı Harekatı –Enerji Güvenliği

 

 Türk Deniz Kuvvetleri Resmi Sitesi ‘ndeAkdeniz Kalkanı Harekatı anlatımı şöyledir. AKH, Doğu Akdeniz'de; Türk deniz yetki alanlarında denizde durumsal farkındalığa sahip olmak, deniz güvenliğine katkı sağlamak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin deniz yetki alanlarındaki hak ve menfaatlerini korumak maksadıyla Aksaz, Mersin, İskenderun ve Gazimagosa limanlarına istinaden 2 Görev Birliği tarafından 01 Nisan 2006 tarihinden itibaren Akdeniz Kalkanı Harekatı icra edilmektedir.Harekat, deniz karakol uçakları ve helikopterler tarafından icra edilen uçuş görevleri ile desteklenmektedir. Akdeniz Kalkanı Harekatına iştirak eden tüm unsurlar ve destek sağlayan deniz karakol uçakları tarafından aynı zamanda NATO’nun Etkin Çaba Harekatı desteklenmektedir.

 

AKH kapsamında; Doğu Akdeniz’de Türkiye adına faaliyet icra eden Araştırma Gemilerine koruma ve destek sağlanmakta,Deniz Yetki Alanlarımızda diğer ülkeler adına izinsiz araştırma faaliyetlerinde bulunan araştırma gemileri ikaz edilmekte,Araştırma gemilerinin Türk makamlarından izin almaksızın araştırma faaliyetlerine devam etmeleri engellenmekte,Harekâta iştirak eden yüzer unsurlar ve bölgede bulunan Otomatik Tanımlama Sistemi (OTS) imkân ve kabiliyetine sahip mevcut sahil radarları tarafından ticari gemilerin tespit ve teşhisi yapılmakta,Teşhis edilen temaslardan “dikkati çeken gemi” ve “bilgi toplanması istenen gemi” kategorisinde olanların limanlarımıza girmeleri halinde, söz konusu gemilerin arama ve kontrollerinin yaptırılması sağlanmaktadır.

 

İcra edilmekte olan Akdeniz Kalkanı Harekatı; özellikle BAKÜ-TİFLİS-CEYHAN Petrol Boru Hattının Temmuz 2006 ayından itibaren faaliyete geçmesinden sonra dünya deniz ticaretinin önemli odak noktalarından biri haline gelen Doğu Akdeniz’deki deniz ulaştırma hatlarının korunması ve enerji güvenliğinin sağlanması, bölgedeki muhtemel risk ve tehdit unsurlarına ve yasa dışı faaliyetlere karşı caydırıcılık sağlanması açısından önem arz etmektedir

 

NATO’nun Ekim 2006 ayındaki RİGA Zirvesi sonunda yayımlanan bildiride, “Enerji Güvenliğinin Sağlanmasının Önemini ve bu konudaki Milli ve Uluslararası Girişimlerin Desteklenmesini Vurgulayan“ ifadenin yer alması, Türkiye’nin Akdeniz Kalkanı Harekâtını başlatarak “Enerji Hatlarının Güvenliğinin Sağlanması” konusundaki öngörüsünü teyit eder niteliktedir. 2011 yılında başlayan Arap Baharı sonrasında Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da ortaya çıkan gelişmeler Doğu Akdeniz’de deniz güvenliğinin önemini daha da artırmıştır. [vii]Türk Deniz Kuvvetleri AKH ile deniz güvenliğine yönelik önemli bir katkı sağlamaktadır.

 

 

 

 

Bugün Crans Montana’daki gelişmelere bakıldığında  “Sıfır Asker” “Sıfır Garanti” konusunda GKRY’nin  Ocak Ayı Cenevre Zirvesindeki  retoriği ile aynı. bir kez daha dayatılmak isteniyor. Bütüncül müzakere stilinden, format değiştirilerek paketler haline dönüşen görüşmelerde erken açılan paketlerdi Güvenlik ve Garantiler ve şu ana kadarki gelişmelere bakılırsa gemi bir kez daha karaya oturmuş gibi gözükyor. Hatta görüşmelerin seyri, sadece Türkiye dışındaki garantör ülkelerin değil Rusya, İngiltere, İsrail gibi diğer aktörlerin de bölgedeki menfaatlerinin çakışması nedeni ile  nerede ise Türkiye lehine  Garanti ve İttifak anlaşmalarrındaki  (1960)  müktesep haklar korunursa ne ala noktasına geldi. Zira Türkiye’nin  Ada’da sadece  Türklerin olduğu bölüme garantör olması Türkiye ve Kuzey’de yaşayan Türklerin sadece jeostratejik, askeri, hukuki, ekonomik ve siyasi olarak kaybı olmakla kalmayıp hidrokarbon yatakları dahil olmak üzere  enerji konusunda  pek çok zenginlikten feragat etmesi , hatta elindekileri Bölgesel ve Küresel güçlere tepsi ile sunması olur ki  Türkiye’nin bu yönde bir adım atması  da  beklenmiyor. .

 

 

 BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, Cenevre'de  Ocak ayında devam etmekte olan  Kıbrıs müzakerelerinde uzun zamandır görüşülen bazı konularda çözüme ulaşıldığını söylemişti . Eide güvenlik ve garantilerin ele alınacağı, soruna yön veren tüm tarafların aynı çatı altında toplanacağı zirvenin tarihi öneme sahip olduğunu kaydetmişti.

 

Görüşmelerin akabinde Nisan ayına gelindiğinde  Doğu Akdeniz gazını Avrupa´ya taşımak için Kıbrıs Rum kesimi ve İtalya ile bir ön anlaşma imzaladı.

EastMed Adımları - Enerji Zirvesi Nisan 2017

 

Güney Kıbrıs, Yunanistan, İsrail ve İtalya’nın yetkili bakanlarının 3 Nisan 2017 tarihli  toplantıda, Doğu Akdeniz bölgesinden Avrupa'ya gaz arzını öngören Doğu Akdeniz EastMed boru hattı projesi kapsamında 2017 yılı sonuna kadar anlaşma imzalanmasının kararlaştırıldığı haber verildi. Kıbrıs Postasına göre , Simerini gazetesi “2017 Sonuna Kadar Anlaşma Memorandumu” başlığıyla verdiği haberinde, Güney Kıbrıs, Yunanistan, İsrail ve İtalya’nın enerji bakanları ile Avrupa Birliği Enerji ve İklim Komiseri’nin 3 Nisan 2017 tarihli  İsrail’deki toplantıda, AB’ye alternatif enerji kaynakları sunacak stratejik öneme sahip bir projenin hayata geçirilmesinde önemli bir adım atıldığını yazdı. lk kez böyle bir projenin hayata geçirileceğini yazan gazete, dünyadaki en uzun denizaltı boru hattının olacağını kaydetti.Haberinde bazı noktalarda derinliğin 3 kilometreye kadar ineceğine dikkat çeken gazete, herhangi bir askeri denizaltı bu derinliğe ulaşamayacağından, doğalgaz naklinde güvenliğin sağlanmış olacağını belirtti. Söz konusu projenin uzunluk ve derinlikten ötürü teknolojik açıdan, ayrıca gelecek olan doğalgaz Rusya’nın sunduğundan daha pahalı olacağından ekonomik açından birçok kışkırtmalarla karşı karşıya olduğunu da belirten gazete, ancak bunun, enerji kaynaklarının değiştirilmesi ve Moskova’ya bağımlılığın azalması yönünde daha önce yapılmamış gerçekçi alternatif bir öneri olduğunu savundu.

 

Haberde dört bakanın Akdeniz’de EastMed projesinin hayata geçirilmesi ve 2025 yılına kadar tamamlanması hedefine sahip ortak bir bildiriye imza attığı belirtildi. Gazeteye göre Rum Ticaret, Sanayi Turizm ve Enerji Bakanı Yorgos Lakkotripis açıklamasında, Güney Kıbrıs’ın hem geçiş noktası olan, hem de doğalgaz üretimi yapan bir ülke olarak bu projeye katılmakla çok şeyler kazanacağını belirtti.Lakkotripis, bu projenin, Avrupa pazarlarına bir başka koridorun yaratılması yönünde Doğu Akdeniz’in olanaklarını gerçekten ortaya koyabileceğine dair inancını da dile getirdi.Yunanistan Çevre ve Enerji Bakanı Yorgos Stathakis, sadece doğalgaz kaynaklarının değiştirilmesi açısından değil, aynı zamanda ikmal güvenliğinin sağlanması açısından projenin önemine vurgu yaptı.Projenin geliştirilmesi yönündeki bir sonraki adımlarda Bakanların ve Avrupa Komisyonu’nun desteğinin gerekeceğine işaret eden Stathakis, gerçekleştirdikleri görüşmenin bu yönde atılmış önemli bir adım olduğu değerlendirmesinde bulundu.İsrail Enerji, Altyapı ve Su Kaynakları Bakanı Yuval Steinitz, bunun, Akdeniz’in dört ülkesi arasındaki harika dostluğun bir başlangıcı olduğunu söyledi. Steinitz bakanların bugün genel müdürlerine, 2017 sonuna kadar dörtlü bir anlaşma memorandumunun şekillendirilmesi amacıyla her 60 günde karşılıklı bilgilendirme yapmaları emrini verme kararı adlıklarını belirtti.

 

İsrail, İtalya, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, (EastMed) projesinin tanıtımını yapmak üzere Doğu Akdeniz'in Avrupa'ya gaz temini için bir başka koridor olarak kurulmasını destekleyen ortak bir bildirge imzaladılar ve ilgili bildiri, Yunanistan'ın Çevre, Enerji ve İklim Değişikliği, 3 Nisan 2017'da Tel [viii]Aviv'de Avrupa İklim Eylem Komisyon Üyesi ve Enerji Miguel Arias Canete'nin katıldığı dört ülkenin enerji bakanları tarafından imzalandı. Belgede, EastMed boru hattı projesinin, değerlendirilmekte olan diğer ihraç seçeneklerini tamamlarken, Doğu Akdeniz bölgesindeki mevcut doğalgaz rezervlerinin bir bölümünü Avrupa'ya ihraç etmek için stratejik öneme sahip olduğu da belirtiliyordu. İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz, ilgili tarafların projenin tamamlanması için 2025 yılı hedefi belirlediklerini söyledi. EastMed seçeneğini teşvik eden IGI Poseidon ortak girişiminin CEO'su Elio Ruggeri, 2020'de proje için nihai bir yatırım kararının beklendiğini söyledi. Ruggeri, Doğu Akdeniz'den Yunan sahillerindeki boru hattının yaklaşık 5 milyar avroya, bunun yanında Yunanistan'ı İtalya'ya bağlayan 6 milyar avroya mal olduğunu kaydetti

Türk Sismik araştırma gemisi Barbaros Hayrettin Paşa

 

Özellikle Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarının keşfedilmesi neticesinde bölgede askeri anlamda bir güvenlik ihtiyacı doğması askeri hareketliliğin oluşmasını tetiklemiştir. Gerek Suriye iç savaşı gerekse bölgede keşfedilen enerji rezervlerinin toplam değerinin 30 milyar varil petrole tekabül etmesi, Güney Kıbrıs ile Rusya arasında iyi olan ilişkileri daha fazla pekiştirmiştir. Böylece Rusya’nın Doğu Akdeniz’e karşı ilgisi artmış, serbest ticaretin güvenliğinin sağlanması adına askeri hareketliliğini de etkilemiştir. Nitekim en belirgin örneklerden bir tanesi Türkiye'nin üç boyutlu araştırma yapabilen sismik araştırma gemisi Barbaros Hayrettin Paşa krizi olmuştur.  Sismik araştırma gemisi krizi[ix] ardından bölgede 2014 yılında Rusya- İsrail ve Güney Kıbrıs ittifakı oluşmuş ve ortak donanmalarla hava, denizaltı harekâtlarını içeren çok uluslu tatbikatlar düzenlenmiştir. 25 Mart 2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Güney Kıbrıs’ın 3. Uluslararası hidrokarbon arama ihalesi başlattığını paylaşmıştır. Kuzey ve Güney Kıbrıs arasında bir çıkmaz olan enerji rezervleri noktasının korunması ve gözlemlenmesi askeri gemilerin kullanılmasıyla gerçekleşmektedir. Nitekim Barbaros Hayrettin Paşa Sismik Araştırma gemisi krizinde de Rumlar Türk sismik gemisinin araştırmalarını askeri donanmasına ait gemiler ile yakından takip etmiştir. Bu bağlamda hidrokarbon aramalarının gerçekleştirilmesi yeni krizlere mesaj niteliği taşımaktaydı.  Bu bağlamda Doğu Akdeniz küresel aktörlerin ilgi odağı haline gelirken, aynı zamanda askeri hareketliliğe de neden olduğu görülmektedir.19 Rum Savunma Bakanı Fokaidis de Rum Milli Muhafız Ordusu’nun hidrokarbon keşfi sonrası yaşanan bölgedeki jeopolitik hareketlenme ile savunma stratejilerinde güncellemeye gidilmesi gerektiğini ifade etmişlerdi.20 RMMO’nun genel olarak kara ordusu olarak kabul edildiği, keşfedilen enerji potansiyeli sonrasında enerji perspektifli ve yeni jeopolitik çevre kapsamında özellikle hava ve denize önemi artırdıklarını paylaşılmış, yeni savunma stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. Denizlerin gözetimi ve arama-kurtarma hususunda bazı boşluklar bulunmakta, ordunun deniz araçları ile desteklenmesi gerekmektedir.

 

Reuters’in habeine [x]göre Kıbrıslı Rumlar, barış anlaşması olması durumunda keşfedilen herhangi bir hidrokarbon zenginliğinin Kıbrıslı Türklerle paylaşılacağını söyledi. Bugüne geldiğimizde ,şu an devam etmekte olan Crans Montana  sürecinde, şayet öneriler arasında sunulan Türkiye’nin  Ada’daki kısmi (Sadece Adadaki Türkler)  Garantörlüğü ile   Garanti ve İttifak Anlaşması müktesep haklarından taviz verilirse Kıbrıslı Rumların ve küresel aktörlerin buna ne kadar riayet edeceği büyük bir istifham. 

Nisan 2017

Türkiye, Rum Kesimi’nin tek taraflı doğalgaz çalışmalarına ve Temmuz 2017 ‘de başlayacak tek taraflı sondaj hazırlıklarına   cevap olarak doğal kaynaklar üzerinde Türk tarafının da hakkı bulunduğu gerekçesiyle Barbaros Hayreddin Sismik Arama Gemisi’ni Kıbrıs'a yollayacağını açıklaması üzerine  Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye'nin bu bölgede sismik araştırma yapmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu iddia etti. Ve 20 Nisan tarihi itibarıyla KKTC karasularında Barbaros Hayrettin Paşa sismik araştırma gemisine

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan “Enerji Alanında İşbirliği Antlaşması” ve “Petrol Sahası Hizmetleri ve Üretim Paylaşımı Sözleşmesi’ne” istinaden, Barbaros Hayrettin Paşa sismik araştırma gemisine, 20 Nisan tarihi itibarıyla KKTC karasularında yeniden sismik veri toplama çalışmalarına başlama izni verildiğini açıkladı.

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye'nin Barbaros Hayreddin Sismik Arama Gemisi'ni Kıbrıs'a yollama kararının hukuka aykırı olduğunu iddiası

 

Güney Kıbrıs yönetiminin ada etrafındaki tüm doğal kaynaklar kendilerine aitmişçesine çeşitli parsellerde çok uluslu petrol şirketleriyle anlaşmalar imzaladığını, ihaleler yapmaya devam ettiğini kaydeden Atun, “Güney Kıbrıs yönetiminin doğal kaynaklar alanında kendi sürecini süratle yürütürken; diğer taraftan bizim bu alandaki adımlarımızı çözüm sürecine tehdit olarak nitelendirmeleri tam manasıyla samimiyetsizliklerinin göstergesidir. Bu noktada kendi hak ve menfaatlerimizi muhafaza etmek önemlidir. Gerektiği noktalarda yeni izinler vermeye hazırız. Anavatanımız TC Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile işbirliğimiz daha de gelişerek sürmeye devam edecektir” dedi. 

Bakanlar Kurulu’nun 28.10.2011 tarihli kararı ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO)’ya [xi]Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde petrol ve doğalgaz arama izni verilmiş ve bunun akabinde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun’un 02.11.2011 tarihinde imzaladığı “Petrol Sahası Hizmetleri ve Üretim Paylaşımı Sözleşmesi’ne [xii]istinaden, deniz alanlarında 7, kara alanlarında ise 1 adet petrol ve doğalgaz arama ruhsatı verilmişti. Bunun anlamı KKTC'nin petrol arama sahalarındaki sondaj yetkisi TPAO’dadır.

 

Crans-Montana Kıbrıs Müzakereleri Öncesi GKRY ile İsrail’in Ortak Askeri Tatbikatı

 

Hatırlatmak açısından [xiii] KKTC Dışİşleri Bakanlığı resmi sayfasında 14, Haziran 2017’de GKRY ile İsrail’in ortak askeri tatbikatı hakkında başlığı ile  Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile İsrail arasında 11 Haziran 2017 tarihinde başlayan ve bir hafta süreceği anlaşılan Ada’nın güney kara topraklarında Trodos dağları civarında ortak bir askeri tatbikat yapacağının  öğrenilmesine istinaden bir açıklma yapmıştı. Burada iki tarafın 24 Şubat 2016 tarihinde imzalanan Savunma ve İşbirliği Anlaşması çerçevesinde yaptıkları anlaşılan bu tatbikat talihsiz bir döneme denk getirilmiş, Kıbrıs Türk tarafının Rum yönteminin gerçek motivasyonunu sorgulamaya mecbur bırakmıştır. Kıbrıs Türk tarafı olarak sorunun çözümü için yürütülen müzakerelere zarar verecek her türlü adımdan kaçınarak, iyi niyetimizi ve çözüm arzumuzu her vesile ile yinelerken, Kıbrıs Rum tarafının askeri nitelikli tatbikatlar yapıyor olması bu konudaki hassasiyetimizi paylaşmadıkları anlamını taşımaktadır” şeklinde zamanlamayı uygun bulmadığını belirtmiş “Müzakere sürecinde kritik bir dönemece girilirken, 5’li Cenevre Zirvesinin yeniden toplanacağı bu hassas dönemde GKRY’nin bu tür tek yanlı faaliyetlere girişmesi müzakere ruhuna aykırı düşmekte, yakın zamanda zaten sarsılmış olan güven ortamını zedelemekte ve niyetlerinin sorgulanmasına vesile olmaktadır.” diyerek açıklamasında müzakereye gölge düşürüldüğünü ve GKRY’nin, İsrail ile özellikle bu dönemde askeri tatbikat gerçekleştirme yönündeki tutumunu manidar bulmakta olduğunu  de ifade etmişti.

 

 

KKTC Dışişleri Bakanlığı 30 Haziran 2017 tarihinde   Dışişleri bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’nun Twitter ve Facebook hesaplarında olduğu gibi T.C Dışİşleri Bakanlığında da tamamı görülebilecek,    Kıbrıs Rum tarafının bu uzlaşmaz tutumunu kınayan ve ve artık son aşamaya geldiği herkesçe kabul edilen bu süreçte daha yapıcı ve sonuç alıcı bir tutum izlemesi gerektiği beklentisi içinde olduklarını belirten açıklamasında , Anavatan Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 29 Haziran 2017 tarihinde yapmış olduğu açıklamayı büyük bir memnuniyetle karşıladığını, özellikle yaşamsal bir konu olan güvenlik ve garantiler konusunda Türkiye’nin kararlı pozisyonunu bir kez daha net bir şekilde ortaya koyduğu için kendisine teşekkür ettiğini, Kıbrıs Türk Halkının, gerek olası bir uzlaşının yaşayabilir ve sürdürülebilir olması, gerekse Kıbrıs Türk Halkı’nın bekası için Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini vazgeçilmez gördüğünü aktarıyordu. Açıklamada yine,” Bu anlamda, Sayın Çavuşoğlu’nun, Kıbrıs Rum tarafı ve Yunanistan’ın “sıfır asker, sıfır garanti” şeklindeki tutumunun bir başlangıç noktası dahi olamayacağı, bunun kabul edilemez olduğu, “garantiler kalksın, Türk askeri çekilsin” söyleminin bir hayal olduğu ve bu hayalden uyanmaları gerektiği, ayrıca Crans-Montana’da yapılmakta olan konferansın nihai bir konferans olduğu şeklindeki açıklamalarının, başta Kıbrıs Rum tarafı ve Yunanistan olmak üzere, tüm taraflarca iyi değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Diğer yandan, Kıbrıs Rum tarafı ve siyasi partilerinin Sayın Çavuşoğlu’nun açıklamalarına gösterdikleri tepki, bir çarpıtma ve çığırtkanlıktan ibaret olup, kabul edilmezdir. Esasen Kıbrıs Rum tarafının, daha konferans başlamadan konferansın amacını çarpıtma ve suçlama oyununa başlamış olduğu bilinmektedir. Şimdi yaptıkları ise sürdürmekte oldukları bu kampanyanın bir devamı niteliğinde olup karşı tarafın Crans-Montana toplantılarına konuyu sonuçlandırmak için değil, tıkamak v[xiv]eya sonuçsuz bırakmak amacıyla geldiğinin somut bir göstergesidir.” Ifadelerne yer verilmişti . [xv]

 

 

[xvi]Guardian, BM’nin de daha önce eşi görülmedik bir adım atarak, Crans Montana’da anlaşma olmadığı takdirde barış koruma görevine son vereceğini duyurması çarpıcı bir gelişme oldu Sabır Tükeniyor Yunanistan ve Türkiye üzerinde Kıbrıs’ta anlaşma baskısı”- 'Patience is running out': pressure on Turkey and Greece as Cyprus talks open  başlıklı haberi , bölgesel ve küresel aktörlerin Kıbrıs ve Doğu Akdeniz ‘deki Enerji dahil olmak üzere jeo-stratejik emellerinin bir başka göstergesi olarak da nitelendirilebilir.

 

 

EAST MED Doğu Akdeniz Doğal Gaz Boru Hattı

.

 

İsviçre'nin Crans-Montana kasabasında  28 Haziran ‘da başlayan  ve 7 Temmuza kadar sürmesi beklenen 1974’ Barış Harekatından sonra  bölünmüş olan Kıbrıs’ı, federal bir çatı altında yeniden birleştirmek için Mayıs 2015’ten bu yana müzakerelerin yeni ayağı olan   Kıbrıs Müzakerelerinin “reunification talks” Enerji boyutunu anlamak için ilk olarak Akdeniz Havzasındaki Doğu Akdeniz Doğal Gaz Boru Hattına odaklanmak   İsrail kıyılarında keşfedilen Leviathan gaz rezervleri için yeni bir boru hattı projesi konusunda rezervlerin işletilmesinde doğal gazınTürkiye üzerinden Avrupa Birliği´ne taşınması seçeneği açısından  AB´nin enerji güvenliğinin de kilit taşlarından bir tanesi. Zira bu noktada, Rus gazına olan bağımlılığın azalması da sözkonusu. Müzakerelerden sonuç çıkmaması halinde İsrail´den Türkiye´ye bir doğalgaz hattının Kıbrıs´tan ya da Kıbrıs sularından geçmesi meselesi de suya düşme ihtimali yüksek.

 

EastMed sürecinin  çıkış noktası 2009’da İsrail’in Leviathan ve Tamar sahalarında  doğalgaz bulması ile başlıyor  arkasından Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), tek taraflı ilan ettiği ‘Münhasır Ekonomik Bölgesi’ndeki Afrodit sahasında 2011 yılında doğalgaz potansiyeli keşfetti.  GKRY’nin KKTC yönetiminin onayı alınmadan yaptığı anlaşmalara karşılık, Türkiye ve KKTC, münhasır ekonomik bölgede Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre hakkı olduğunu açıkladı.  KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanlığı ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) arasında, 2012 yılında deniz ve karada araştırma ve doğal kaynakları değerlendirmede ortaklık sağlayan bir anlaşma imzalandı.

 

 

Yunanistan ve İsrail arasındaki ilişkilerdeki gelişme 2010'da sosyalist Başbakan Yorgo Papandreu (George Papandreou,) ile başladı, 2012'de muhafazakar Başbakan Antonis Samaras ile devam etti ve bugün, sol Tsipras tarafından takip edildi. Çok çeşitli siyasi rejimlerle gelişen Yunan-İsrail ilişkisi, Yunan halkı arasında da geniş bir destek buluyor. Komünist Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas'ın(Demetris Christofias) görev süresinde başlayan İsrail- Kıbrıs, güçlü savunma ve askeri ilişkisi  mevcut muhafazakar Cumhurbaşkanı Nicos Anastasiades'e döneminde de tam hızda devam etmekte.

 

2013 yılı Mart ayında İsrail Türkiye’den Mavi Marmara olayı için resmi özür dilemesi üzerine, Türkiye ile İsrail arasında ilişkilerin normalleşmesi için bir sonraki adım olan tazminat için görüşmeler başladı. Temmuz 2014’te İsrail’in Gazze saldırısı başladı. 2binin üzerinde Filistinlinin hayatını kaybettiği saldırıların ardından İsrail ve Türkiye arasında süren tazminat görüşmeleri de durduruldu.

 

Şubat 2014 ‘te Türkiye, Total adına Güney Kıbrıs açıklarında sismik araştırma yapan bir Norveç gemisini, Türk kıta sahanlığına girdiği için bölgeden uzaklaştırdı.  Bu olayın haberini  [xvii]Reuters 3 Şubatta   “Turkey expels gas-hunting Total ship- Türkiye Total’in gaz araştıran gemisini kovaladı”  başlığı ile şöyle Verdi. “Kıbrıs Türk Deniz Kuvvetleri’nin , Doğu Akdeniz'deki tartışmalı sularda gaz arayan bir gemiyi kovduktan sonra Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler'e şikayet edeceğini belirtti” diyordu. Burada kullanılan söylemlerde “Cyprus” denildiğinde Dünya genelinde ve yansıması olarak da ana akım medyada ortak dil GKRY (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) ‘nin anlaşılıyor olması. Haberin devamı incelendiğinde “Türkiye, Kıbrıs'ın doğalgaz rezervleri bakımından zengin olan adanın güneyi ve güneydoğu kesiminde bulunan denizyolu hakkını tartışıyor ve komşular arasında uzun süredir gerginlik yaşanıyor.Türkiye, Kıbrıs'ın kuzeyinde yeraldığı”ifadelerinin yanısıra, “Gemi Kıbrıs makamları tarafından gaz araştırmaları ve  sondajı için Kıbrıs tarafından lisanslandırılan  üç hidrokarbon şirketinden biri olan Total'in araştırmasını yürütüyorlardı” ifadelerine yer verilmişti. Bugüne gelindiğinde  Crans Montana görşmeleri sürecinde Küresel aktörün yönlendirmesiyle, Ada’da  Türk devletini tasfiye etmeye yönelik getirilen önerilerle çok da çelişmiyor esasen kullanılan bu medya söylemleri .

 

 

17 Şubat 2014 ‘te GKRY Cumhurbaşkanı Nicos Anastasiadis, Kıbrıs doğalgazının uluslararası pazara aktarılması için Türkiye’ye doğrudan bir boru hattı inşa etmenin çok daha ucuz bir alternatif olduğunu açıkladı, çözüm sağlanması halinde Ankara'yla İsrail'in ilişkilerinin de gelişebileceğini dile getirdi.

 

26 Mart 2014’te Ukrayna krizinin ardından Rusya doğalgazına bağımlılığını azaltmaya çalışan Avrupa Birliği’ne (AB) ABD’den destek geldi. Obama, Kıbrıs’ı işaret ederek “Avrupa’nın yeni enerji kaynaklarını araştırması gerekir” dedi.

 

İsrail açısından bakıldığında, yakın tarihte Yunanistan ve Kıbrıs ile olan ittifak bağlarının güçlenmesi kazan-kazan bir durum oluşturmakta. İki ülkenin durumu askeri ve siyasi öneme sahip Kudüs, Atina ve Lefkoşa ekseninde  2016 yılında bölgede yeni bir jeopolitik bloğun ortaya çıkmasıyla,  bölgedeki Türk varlığına[xviii]  karşı bir karşı ağırlık (counterweight ) olarak nitelendirilebilir.

 

22 Mayıs 2014’ta  Biden’ın Rum ve Türk liderle toplu halde görüşmesinin akabinde KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Ukrayna’daki krizin ABD’yi Kıbrıs’ta bir çözüm arama yoluna yönelttiğini vurgularken  Doğu Akdeniz’deki kaynakların kullanımı için Kıbrıs, İsrail, Ürdün ve Mısır arasında işbirliği kurulmasının önemine işaret etti.

 

24 Temmuz 2014 ‘te GKRY lideri Anastasiadis, müzakere masasını, asabi i tavırlar sergilemesinin ardından görüşme henüz bitmeden terk etti. Bir gün sonra KKTC Dışişleri Bakanı Özdil Nami, ‘Rum tarafının tavrı nedeniyle müzakere sürecinin tıkandığını’ duyurdu.

 

2016 yılı Ocak ayının sonlarında o zamanın İsrail Savunma Bakanı Moshe Ya'alon Yunan mevkidaşı Panos Kammenos'un evsahipliğinde Atina'ya resmi bir ziyarette bulundu. (Bu, İsrail Savunma Bakanı'nın Yunanistan'a yaptığı ikinci resmi ziyareti idi ve ilki 2012'de Ehud Barak’ın Atina'yı ziyareti idi.) Ya'alon'un Yunanistan ziyareti, birkaç yıl öncesinde başlayan İsrail ve Yunanistan arasındaki yoğun güvenlik ve askeri ilişkiyi göstermeye hizmet ediyordu. Bu, ekseriya, kimi zaman diğer ülkelerinde iştirak ettiği ortak hava kuvveti tatbikatlarını   ve iki deniz kuvvetinin ortak manevralarını içermekteydi. Bilindiği üzere  İsrail askeri uçaklarının, 2010 Mavi Marmara olayından sonra Türkiye üzerinden uçması  yasaklanmıştı. Bu nedenle, İsrail Yunanistan hava sahasını Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki uçuşlarında kullanmaktaydı. Atina'da 2014 yazından beri bir İsrail askeri ataşesi görevlendirildi ve aynı zamanda Kıbrıs'a akredite edildi.

 

Mavi Marmara ile ilgili Mayıs 2014 te İsrailli dört eski komutan hakkında tutuklama kararı çıkarılmasına hükmeden İstanbul 7'inci Ağır Ceza Mahkemesi, aynı zamanda Interpol'den bu kişiler hakkında kırmızı bülten çıkarılması için gerekli adımların atılması yönünde kararın hukuki değil siyasi olduğunu söylemişti.

 

Bu süreçte, Reuter’s ın haberine göre Ya'alon, Atina'yı, Türkiye'nin, terörle mücadele etmekten çok terörle destek vermekle, özellikle de Türkiye'nin petrolünü ISIS'den aldığını “"As you know, Daesh (Islamic State) enjoyed Turkish money for oil for a very, very long period of time. I hope that it will be ended," sözleriyle iddia eden ve Türkiye’nin itibarını zedeleyici iftiralarında da  tereddüt etmemişti[xix] 

 

Yine 2016 Ocak ayının sonlarında, Kudüs'te İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun kabinesi ve Başbakan Alexis Tsipras'ın Yunan hükümeti arasında hükümet-hükümet(government to government) konferansı düzenlendi. Bu, iki ülkenin hükümetler arası ikinci hükümet toplantısıydı (birincisi Ekim 2013'te muhafazakar Başbakan Antonis Samaras'la birlikte yapıldı)  Bu arada şu günlerde gerçekleşmekte olan Kıbrıs Müzarekelerinin enerji boyutundaki kuvvetler dengesinin daha iyi anlaşılabilmesi için Yunanistan’ın   İsrail'in    ABD dışında "güç birliği statüsü- ‘status of forces agreement’ anlaşması imzalamış olduğu ikinci ülke" olduğunu da atlamamak gerekir.

 

Ertesi gün, 28 Ocak 2016, Lefkoşa’da (Nicossia) Netanyahu, Tsipras ve Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nicos Anastasiades ile üçlü bir zirve düzenlendi. Zirveden sonra Lefkoşa'da yayınlanan ortak bildiri, enerji, turizm, araştırma ve teknoloji, çevre, su, göç ve teröre karşı mücadele olmak üzere yedi konu başlığında işbirliği alanını anlatıyordu ve Üçlü işbirliğinin "münhasır olmayan nitelikte –non-exclusive " olması Mısır  hatta belki Türkiye gibi ek ülkelere açık olması da sürecin önemli bir boyutu idi. Zira, Yunanistan ve Kıbrıs liderleri, bu anlaşmanın Türkiye'ye karşı bir pakt oluşturma çabası olmadığının da işaretini veriyordu.[xx] 

 

Bu yeni ittifakın özü, Doğu Akdeniz gazını Avrupa pazarına ihraç edecek olan Yunanistan üzerinden İsrail ve Kıbrıs'tan gelen EastMed Boru Hattı projesidir. İsrail artık Hayfa'daki Akdeniz'de çok büyük doğal gaz buluyor ve Kıbrıs'ta çok yakın kuyular var. İsrail bu bulguları kullanmak için daha iyi konumlandırılmış ve Kıbrıs'a, bulgularını geliştirirken İsrail'den yardım ediliyor. Ayrıca, bu kuyuların saldırıdan güvenlik ihtiyacı var ve İsrail tamamen bunun için bir askeri komuta kurdu. Yunanistan, korkunç ekonomik durumuna rağmen, ülkeye işgal eden on binlerce Müslüman göçmenin yanı sıra yardıma ihtiyacı var. İsrail, Yunanistan'a indirimli fiyatlarla doğal gaz tedarik etmeye hazır. Bu her iki ülke için de iyi. Diğer ittifaklara (muhtemelen Mısır, Ürdün, İtalya ve Bulgaristan) diğer ülkeler de dahil olabilir.

 

 

Doğu Akdeniz Doğal Gaz Boru Hattı - Hazırlık Öncesi Çalışmaları Enerji Öncelikli Koridoru 7'nin Bir Kısmı olarak tanımlanmış ve  Eylem PCI 7.3.1 "Denizaşırı Kıbrıs'tan Yunanistan'ın Ana Hatlarına Girit yoluyla Boru Hattı" nın bir parçası olarak gözüken East Med  Doğu Akdeniz kaynaklarını Kıbrıs ve Girit yoluyla direk  Yunanistan'a bağlayan bir deniz / kara doğal gaz boru anlamına geliyor. Proje, Leviathan Havzası'nda (Kıbrıs ve İsrail) kıyıdaki doğal gaz rezervlerinden ve Yunanistan'daki potansiyel doğalgaz rezervlerinden yılda 16 milyar metreküpe kadar gaz taşınması için tasarlandı. İtalya, Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail'den üst düzey yetkililer, AB destekli bir araştırmanın projenin uygulanabilir olacağını gösterdikten sonra İsrail'den Avrupa'ya uzanan bir boru hattıyla ilgili görüşmelerde başlamıştı.

 

 

Öncelikle burada yer alan PCI ifadesi nedir diye baktığımızda,entegre bir AB enerji piyasasının oluşturulmasına yardımcı olmak için Avrupa Komisyonu, ortak ilgi projeleri-projects of common interest  (PCI'ler) olarak bilinen , Avrupa iç enerji piyasasının tamamlanması ve AB'nin uygun fiyatlı, güvenli ve sürdürülebilir enerji enerjisi politikası hedeflerini gerçekleştirmek için gerekli olan  195 temel enerji altyapı projesinin bir listesini hazırladı.  Bu Projede onlardan biridir PCI'lar, hızlandırılmış planlama ve izin verme, izinlerin tek bir ulusal merciden alınması düzenleyici koşulların iyileştirilmesi,daha düşük idari maliyetler, istişareler yoluyla halkın katılımının artması ve yatırımcıların daha fazla görünürlüğünden yararlanabilir. Ayrıca, Connecting Europe Facility (CEF) tarafından finansman başvurusunda bulunma hakları da vardır.[xxi]

 

CEF nedir diye baktığımızda, Avrupa Birleştirme Mekanizması (CEF) Programı bir finansman programıdır. Avrupa düzeyinde hedeflenen altyapı yatırımları yoluyla büyümeyi, iş olanaklarını ve rekabeti teşvik eden, önemli bir AB finansman aracıdır. Ulaştırma, enerji ve dijital hizmetler alanlarında yüksek performanslı, sürdürülebilir ve verimli bir şekilde birbirine bağlanmış trans-Avrupa ağlarının gelişimini desteklemektedir. CEF'in yatırımları Avrupa'nın enerji, ulaştırma ve dijital omurga zincirindeki kayıp halkaları doldurmaktadır. Avrupa Birleştirme Mekanizması Programı ile oluşturulan fon çerçevesinde değişik ülkelerdeki enerji projelerine  finansman desteği sağlanmaktadır. [xxii]

 

Eylem, PCI Doğu Akdeniz Gaz Boru Hattı'nın (Doğu Teknik) öncesi FEED (Ön-End-  Başlangıç ​​aşaması Mühendislik Tasarımı) safhasıyla ilgili faaliyetlerin ve çalışmaların performansını, yani Teknik Fizibilite Etüdleri, Keşif Deniz Araştırması ve Ekonomik, Finansal Ve Rekabet Edebilirlik Araştırmalarını içermektedir. Mevcut Eylemin amacı, Levantine Havzası doğal gaz kaynaklarının bir kısmı için, üreticilere ve aşağı doğru gaz piyasası operatörlerine tercih edilen ihracat seçeneği olarak projenin değerlendirilmesi ve olası seçiminin yapılmasına imkan veren, çeşitlendirilmiş rotalardan yeni bir güvenilir kaynak kaynak arzı temin eden gerekli bilgileri sağlamaktır.

 

 


[ii] Güney Kıbrıs’ın Savunma Politikası Şafak Beren YILDIRIM Bilgesam  No 1331-16 Haziran 2016  - Treaty Concerning The Establishment Of The Republic Of Cyprus. Signed At Nicosia, On 16 August 1960, Treaty No.5476, http://www.mfa.gr/images/docs/kypriako/ treaty_of_establishment.pdf (Erişim Tarihi: 02.06.2016). http://www.hri.org/Cyprus/Cyprus_Problem/treaty.html

[iii] Güney Kıbrıs’ın Savunma Politikası Şafak Beren YILDIRIM Bilgesam  No 1331-16 Haziran 2016  -- UN Security Council Resolutions, 186 (4 March 1964) www.un.org/en/ga/search/view_doc.asp?symbol=S/ RES/186(1964), (Erişim Tarihi: 30.05.2016), 1964 yılında Barış Gücü ilk etapta Kanada ve İngiltere’den askerler ile kurulmuş, daha sonra Avusturya, Kanada, Danimarka, Finlandiya, İrlanda, İsveç gibi üye ülkelerin askeri birlikleri ve Avusturalya, Avusturya, Danimarka, Yeni Zelanda ve İsviçre’nin de polis birlikleri ile zenginleştirilmiştir. Detaylı bilgi için bkz.: https://unficyp.unmissions.org/ establishment-unficyp (Erişim Tarihi: 30.05.2016)

[iv] Güney Kıbrıs’ın Savunma Politikası Şafak Beren YILDIRIM Bilgesam  No 1331-16 Haziran 2016   Sayfa 10 Sonuç Bölümü http://www.hri.org/Cyprus/Cyprus_Problem/treaty.html

[v] (Serdar Erdurmaz, http://www.turksam.org/tr/a2484.html, Veriler için erişim Tarihi: 4 Ekim 2011 ).

[vii] Türk Deniz Kuvvetleri Resmi Sitesi Güncelleme Tarihi : 03-11-2015  https://www.dzkk.tsk.tr/icerik.php?dil=1&icerik_id=28

[ix] Reuters Cyprus says Turkish vessel encroaching on its offshore gas areas Mon Oct 20, 2014 | 10:13am EDT By Michele Kambas http://www.reuters.com/article/cyprus-turkey-gas-idUSL6N0SF32C20141020

 

[x] Reuters Cyprus says Turkish vessel encroaching on its offshore gas areas Mon Oct 20, 2014 | 10:13am EDT By Michele Kambas http://www.reuters.com/article/cyprus-turkey-gas-idUSL6N0SF32C20141020

[xiii] GKRY ile İsrail’in ortak askeri tatbikatı hk. Haziran 14, 2017http://mfa.gov.ct.tr/tr/gkry-ile-israilin-ortak-askeri-tatbikati-hk/

 

[xiv] TC Dışİşleri  Bakanlığı http://mfa.gov.ct.tr/tr/

[xv]  TC Dışİşleri  Bakanlığı http://mfa.gov.ct.tr/tr/

 

[xvii] Turkey expels gas-hunting Total ship licenced by Cyprus Mon Feb 3, 2014 5:11pm GMThttp://af.reuters.com/article/energyOilNews/idAFL5N0L834M20140203

 

[xix] Reuters WORLD NEWS | Tue Jan 26, 2016 | 11:45am ESTIslamic State 'enjoyed Turkish money for oil': Israeli minister  http://www.reuters.com/article/us-mideast-crisis-israel-turkey-idUSKCN0V421N

 

[xxii] https://ec.europa.eu/inea/en/connecting-europe-facility/cef-energy

 

 

References 

http://www.timesofisrael.com/yaalon-turkey-reset-impossible-while-i

http://www.sigmalive.com/en/news/local/152740/milliyet-eide-mediated-agreement-to-suspend-drilling-in-eez

http://www.cografya.gen.tr/siyasi/devletler/kuzey-kibris-turk-cumhuriyeti.htm

http://www.aljazeera.com.tr/kronoloji/akdenizdeki-kavganin-kronolojisi

Sina Kısacık Uluslararası Politika Akademisi  http://politikaakademisi.org/2013/08/16/dogu-akdenizde-hidrokarbon-yataklari-yeni-bir-jeopolitik-mucadele-sahasi-mi/

http://www.middleeasteye.net/columns/how-turkey-israel-deal-could-be-energy-game-changer-1775085297

 

 

Okuyucuya Not : Ç. Yorgancıoğlu  - Çalışma esnasında bütüncül bir yaklaşımla çok taraflı bakış açılarının yansıtılması için gerekli olan çok yönlü kaynak araştırmaları sırasında öne çıkan bir unsur Kıbrıs konusunda, bizim “Barış Harekatı” olarak isimlendirdiğimiz süreçler dış basında ekseriya “işgal” olarak nitelendirilmektedir. Diğer dikkat çekici unsur, Kıbrıs konusu ile ilgili müzakerelerde adlandırma konusunda bir duyarlılık olduğudur. Kıbrıs Meselesi, Kıbrıs Sorunu  ve Kıbrıs Davası gibi farklı isimlendirmelerin tarafların hassasiyetine bağlı olarak bilinçli seçilmeleridir. Bunun gibi bölgesel hassasiyetere neden olacak başka terimler de bulunabilme ihtimaline ilişkin okuyucuya hatırlatma şudur ki; .  Bu çalışmanın amacı mevcuttaki polemikleri derinleştirmek değil,  birleştirici ve yapıcı siyasete değişik bakış açılarını sunmak olduğundan   on yıllardır süregelen Kıbrıs konusunun süreçleri ve Enerji Politikalarının bu süreçlerdeki çift yönlü etki ve  önemine odaklandığından kaynak alıntılarında isimlendirmeler,  Ülkemizin itibarsızlaştırılmasına yönelik direk suçlayıcı mesnetsiz iddialar olmadığı sürece  ve /veya  fikir eklemesi bulunmuyor ise  olduğu şekli ile korunmaktadır.

 

Ada kelimesi : Kıbrıs Adasının tamamı olarak kulanımıştır.

 

 

  

Comments